Kuran’ı Kerim Okuyun


Basılı tutun

Hicr Suresi - Sayfa: 4/8

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ﴿٤٠﴾
40. «Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır.» Okunuşu: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
قَالَ هَـٰذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ﴿٤١﴾
41. Allah şöyle buyurdu: «İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur.» Okunuşu: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ﴿٤٢﴾
42. «Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur.» Okunuşu: İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîn(gâvîne).
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ﴿٤٣﴾
43. «Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir.» Okunuşu: Ve inne cehenneme le mev’ıduhum ecmaîn(ecmeîne).
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ﴿٤٤﴾
44. «Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır.» Okunuşu: Lehâ seb’atu ebvâb(ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm(maksûmun).
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ﴿٤٥﴾
45. Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar. Okunuşu: İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
ادْخُلُوهَا بِسَلَامٍ آمِنِينَ﴿٤٦﴾
46. Onlara: «Selametle güven içinde oraya girin» denir. Okunuşu: Udhulûhâ bi selâmin âminîn(âminîne).
وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَانًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ﴿٤٧﴾
47. Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar. Okunuşu: Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ﴿٤٨﴾
48. Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir. Okunuşu: Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi muhrecîn(muhrecîne).
نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ﴿٤٩﴾
49. Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim. Okunuşu: Nebbî’ ibâdî ennî enel gafûrur rahîm(rahîmu).
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ﴿٥٠﴾
50. Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Okunuşu: Ve enne azâbî huvel azâbul elîm(elîmu).
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ﴿٥١﴾
51. Hem o kullara, İbrahim´in misafirlerinden de haber ver. Okunuşu: Ve nebbi’hum an dayfi ibrâhîm(ibrâhîme).
إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ﴿٥٢﴾
52. Hani melekler, İbrahim´in yanına girdikleri zaman, «selam» demişler, İbrahim de onlara: «Biz sizden korkuyoruz» demişti. Okunuşu: İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle innâ minkum vecilûn(vecilûne).

صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ


Başa dön tuşu