Kuran’ı Kerim Okuyun
Kamer Suresi - Sayfa: 3/5
إِنَّا مُرْسِلُو النَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ﴿٢٧﴾
27. Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol. Okunuşu: İnnâ mursilûn nâkati fitneten lehum fertekıbhum vestabir.
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ الْمَاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ﴿٢٨﴾28. Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır. Okunuşu: Ve nebbi’hum ennel mâe kısmetun beynehum, kullu şirbin muhtedar(muhtedarun).
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ﴿٢٩﴾29. Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti. Okunuşu: Fe nâdev sâhıbehum fe teâtâ fe akar(akare).
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ﴿٣٠﴾30. Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu. Okunuşu: Fe keyfe kâne azâbî ve nuzur(nuzuri).
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ﴿٣١﴾31. Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler. Okunuşu: İnnâ erselnâ aleyhim sayhaten vâhıdeten fe kânû ke heşîmil muhtezir(muhteziri).
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ﴿٣٢﴾32. Andolsun biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? Okunuşu: Ve lekad yessernel kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ﴿٣٣﴾33. Lût kavmi de uyarıları yalanladı. Okunuşu: Kezzebet kavmu lûtın bin nuzur(nuzuri).
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّا آلَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَاهُم بِسَحَرٍ﴿٣٤﴾34. Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık, Okunuşu: İnnâ erselnâ aleyhim hâsiben illâ âle lût(lûtin), necceynâhum bi sehar(seharin).
نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِي مَن شَكَرَ﴿٣٥﴾35. Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız. Okunuşu: Ni’meten min indina, kezâlike neczî men şeker(şekere).
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ﴿٣٦﴾36. (Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular, Okunuşu: Ve lekad enzerehum batşetenâ fe temârev bin nuzur(nuzuri).
وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ﴿٣٧﴾37. Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. «Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!» (dedik). Okunuşu: Ve lekad râvedûhu an dayfihî fe tamesnâ a’yunehum fe zûkû azâbî ve nuzur(nuzuri).
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ﴿٣٨﴾38. Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı. Okunuşu: Ve lekad sabbehahum bukreten azâbun mustekırr(mustekırrun).
فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ﴿٣٩﴾39. «Azabımı ve uyarılarımı tadın!» (dedik). Okunuşu: Fe zûkû azâbî ve nuzur(nuzuri).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ