Kuran’ı Kerim Okuyun
Şuara Suresi - Sayfa: 3/18
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ﴿٢٧﴾
27. (Firavun): «Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir» dedi. Okunuşu: Kâle inne resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn(mecnûnun).
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ﴿٢٨﴾28. Musa devamla şöyle söyledi: «Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.» Okunuşu: Kâle rabbul meşrıkı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَـٰهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ﴿٢٩﴾29. Firavun: «Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim» dedi. Okunuşu: Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn(mescûnîne).
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُّبِينٍ﴿٣٠﴾30. Musa sordu: «Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?» Okunuşu: Kâle e ve lev ci’tuke bi şey’in mubîn(mubînin).
قَالَ فَأْتِ بِهِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ﴿٣١﴾31. Firavun: «Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen» dedi. Okunuşu: Kâle fe’ti bihî in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ﴿٣٢﴾32. Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi. Okunuşu: Fe elkâ asâhu fe izâ hiye su’bânun mubîn(mubînun).
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ﴿٣٣﴾33. Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi. Okunuşu: Ve nezea yedehu fe izâ hiye beydâu lin nâzırîn(nâzırîne).
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَـٰذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ﴿٣٤﴾34. Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: «Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!» Okunuşu: Kâle lil melei havlehû inne hâzâ le sâhırun alîm(alîmun).
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ﴿٣٥﴾35. «Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?» Okunuşu: Yurîdu en yuhricekum min ardıkum bi sıhrihî fe mâzâ te’murûn(te’murûne).
قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ﴿٣٦﴾36. Dediler ki: «Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder.» Okunuşu: Kâlû ercih ve ehâhu veb’as fîl medâini hâşirîn(hâşirîne).
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ﴿٣٧﴾37. «Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler.» Okunuşu: Ye’tûke bi kulli sehhârin alîm(alîmin).
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ﴿٣٨﴾38. Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi. Okunuşu: Fe cumias seharatu li mîkâti yevmin ma’lûm(ma’lûmin).
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ﴿٣٩﴾39. Halka, «Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)» denildi. Okunuşu: Ve kîle lin nâsi hel entum muctemiûn(muctemiûne).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ