Kuran’ı Kerim Okuyun
Nuh Suresi - Sayfa: 2/3
وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا﴿١٤﴾
14. «Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır.» Okunuşu: Ve kad halakakum etvârâ(etvâren).
أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا﴿١٥﴾15. «Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?» Okunuşu: E lem terev keyfe halakallâhu seb’a semâvâtin tıbâkâ(tıbâkan).
وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا﴿١٦﴾16. Ve Ay´ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış. Okunuşu: Ve cealel kamere fîhinne nûren ve cealeş şemse sirâcâ(sirâcen).
وَاللَّهُ أَنبَتَكُم مِّنَ الْأَرْضِ نَبَاتًا﴿١٧﴾17. Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi. Okunuşu: Vallâhu enbetekum minel ardı nebâtâ(nebâten).
ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا﴿١٨﴾18. Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır. Okunuşu: Summe yuîdukum fîhâ ve yuhricukum ihrâcâ(ihrâcen).
وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ بِسَاطًا﴿١٩﴾19. Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır. Okunuşu: Vallâhu ceale lekumul arda bisâtâ(bisâtan).
لِّتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا﴿٢٠﴾20. Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz. Okunuşu: Li teslukû minhâ subulen ficâcâ(ficâcen).
قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِي وَاتَّبَعُوا مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ إِلَّا خَسَارًا﴿٢١﴾21. Nûh dedi ki: «Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler.» Okunuşu: Kâle nûhun rabbi innehum asavnî vettebeû men lem yezidhu mâluhu ve veleduhû illâ hasârâ(hasâran).
وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا﴿٢٢﴾22. «Büyük büyük tuzaklar kurdular.» Okunuşu: Ve mekerû mekren kubbârâ(kubbâren).
وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا﴿٢٣﴾23. Dediler ki: «Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd´i, ne Suva´ı ve ne de Yeğus´u, Yeûk´u ve Nesr´i.» Okunuşu: Ve kâlû lâ tezerunne âlihetekum ve lâ tezerrunne vedden ve lâ suvâan ve lâ yegûse ve yeûka ve nesrâ(nesren).
وَقَدْ أَضَلُّوا كَثِيرًا ۖ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا ضَلَالًا﴿٢٤﴾24. Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır. Okunuşu: Ve kad edallû kesîrâ(kesîren), ve lâ tezidiz zâlimîne illâ dalâlâ(dalâlen).
مِّمَّا خَطِيئَاتِهِمْ أُغْرِقُوا فَأُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ أَنصَارًا﴿٢٥﴾25. Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah´a karşı yardımcılar da bulamadılar. Okunuşu: Mimmâ hatîâtihim ugrikû fe udhılû nâran fe lem yecıdû lehum min dûnillâhi ensârâ(ensâren).
وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا﴿٢٦﴾26. Nûh dedi ki: «Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma.» Okunuşu: Ve kâle nûhun rabbi lâ tezer alel ardı minel kâfirîne deyyârâ(deyyâren).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ