Kuran’ı Kerim Okuyun


Basılı tutun

Tur Suresi - Sayfa: 2/4

هَـٰذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ﴿١٤﴾
14. (Onlara): «İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur» (denilecek). Okunuşu: Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn(tukezzibûne).
أَفَسِحْرٌ هَـٰذَا أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ﴿١٥﴾
15. «Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz? Okunuşu: E fe sihrun hâzâ em entum lâ tubsirûn(tubsirûne).
اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ﴿١٦﴾
16. Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız» (denilecek). Okunuşu: Islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun aleykum, innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ﴿١٧﴾
17. Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler. Okunuşu: İnnel muttekîne fî cennâtin ve naîmin.
فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ﴿١٨﴾
18. Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur. Okunuşu: Fâkihîne bi mâ âtâhum rabbuhum, ve vekâhum rabbuhum azâbel cahîm(cahîmi).
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ﴿١٩﴾
19. (Onlara): «Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için» (denilir.) Okunuşu: Kulû veşrebû henîen bi mâ kuntum ta’melûne.
مُتَّكِئِينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍ عِينٍ﴿٢٠﴾
20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik. Okunuşu: Muttekiîne alâ sururin masfûfeh(masfûfetin), ve zevvecnâhum bi hûrin înin.
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَيْءٍ ۚ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ﴿٢١﴾
21. İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır. Okunuşu: Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.
وَأَمْدَدْنَاهُم بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ﴿٢٢﴾
22. Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik. Okunuşu: Ve emdednâhum bi fâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn (yeştehûne).
يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ﴿٢٣﴾
23. Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma. Okunuşu: Yetenâzeûne fîhâ ke’sen lâ lagvun fîhâ ve lâ te’sîmun.
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ﴿٢٤﴾
24. Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler. Okunuşu: Ve yetûfu aleyhim gılmânun lehum ke ennehum lû’luun meknûnun.
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ﴿٢٥﴾
25. Birbirlerine yönelip soruyorlar. Okunuşu: Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ﴿٢٦﴾
26. Ve diyorlar ki: «Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık». Okunuşu: Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn(muşfikîne).

صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ


Başa dön tuşu