Kuran’ı Kerim Okuyun
Zariyat Suresi - Sayfa: 2/5
ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَـٰذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ﴿١٤﴾
14. Onlara: «Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!» denecektir. Okunuşu: Zûkû fitnetekum, hâzellezî kuntum bihî testa’cilûn(testa’cilûne).
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ﴿١٥﴾15. (15-16) Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı. Okunuşu: İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûnin.
آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ﴿١٦﴾16. (15-16) Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı. Okunuşu: Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû kable zâlike muhsinîn(muhsinîne).
كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ﴿١٧﴾17. Onlar geceleyin pek az uyurlardı. Okunuşu: Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn(yehceûne).
وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ﴿١٨﴾18. Onlar seher vakitlerinde Allah´tan bağışlanma dilerlerdi. Okunuşu: Ve bil eshârihum yestağfirûne.
وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ﴿١٩﴾19. Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı. Okunuşu: Ve fî emvâlihim hakkun lis sâili vel mahrûmi.
وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِّلْمُوقِنِينَ﴿٢٠﴾20. (20-21) Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz? Okunuşu: Ve fîl ardı âyâtun lil mûkınîne.
وَفِي أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ﴿٢١﴾21. (20-21) Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz? Okunuşu: Ve fî enfusikum, e fe lâ tubsirûn(tubsirûne).
وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ﴿٢٢﴾22. Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir. Okunuşu: Ve fîs semâi rızkukum ve mâ tûadûn(tûadûne).
فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ﴿٢٣﴾23. Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir. Okunuşu: Fe ve rabbis semâi vel ardı innehu le hakkun misle mâ ennekum tentıkûn(tentıkûne).
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ﴿٢٤﴾24. Ey Muhammed! İbrahim´in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi? Okunuşu: Hel etâke hadîsu dayfi ibrâhîmel mukremîn(mukremîne).
إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا ۖ قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ﴿٢٥﴾25. Hani onlar İbrahim´in huzuruna girmişlerdi de «Selam sana!» demişlerdi. İbrahim: «Size de selam» demiş, ve içinden: «Bunlar tanınmamış bir topluluk!» diye geçirmişti. Okunuşu: İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle selâm(selâmun), kavmun munkerûn(munkerûne).
فَرَاغَ إِلَىٰ أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ﴿٢٦﴾26. İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi. Okunuşu: Fe râga ilâ ehlihî fe câe bi iclin semînin.
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ