Kuran’ı Kerim Okuyun
Nuh Suresi - Sayfa: 1/3
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ إِنَّا أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ﴿١﴾
1. Gerçekten biz Nûh´u kavmine gönderdik, «kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar» diye. Okunuşu: İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehum azâbun elîm(elîmun).
قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ﴿٢﴾2. Dedi ki, «ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım». Okunuşu: Kâle yâ kavmi innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ﴿٣﴾3. Şöyle ki, «Allah´a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin.» Okunuşu: Eni’budûllâhe vettekûhu ve etîûn(etîûni).
يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ﴿٤﴾4. «Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah´ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz..» (inanırdınız). Okunuşu: Yagfir lekum min zunûbikum ve yûahhırkum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), inne ecelallâhi izâ câe lâ yuahhar(yûahharu), lev kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا﴿٥﴾5. Nûh dedi ki: «Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.» Okunuşu: Kâle rabbi innî deavtu kavmî leylen ve nehârâ(nehâran).
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَارًا﴿٦﴾6. «Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı.» Okunuşu: Fe lem yezidhum duâî illâ firârâ(firâran).
وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا﴿٧﴾7. «Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.» Okunuşu: Ve innî kullemâ deavtuhum li tagfire lehum cealû esâbiahum fî âzânihim vestagşev siyâbehum ve esarrû vestekberûstikbârâ(vestekberûstikbâran).
ثُمَّ إِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا﴿٨﴾8. «Sonra ben onları açık açık çağırdım.» Okunuşu: Summe innî deavtuhum cihârâ(cihâran).
ثُمَّ إِنِّي أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا﴿٩﴾9. «Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli.» Okunuşu: Summe innî a’lentu lehum ve esrartu lehum isrârâ(isrâran).
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا﴿١٠﴾10. «Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır.» Okunuşu: Fe kul tustagfırû rabbekum innehu kâne gaffârâ(gaffâran).
يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا﴿١١﴾11. «Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın.» Okunuşu: Yursilis semâe aleykum midrârâ(midrâren).
وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَارًا﴿١٢﴾12. «Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın.» Okunuşu: Ve yumdidkum biemvâlin ve benîne ve yec’al lekum cennâtin ve yec’al lekum enhârâ(enhâren).
مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا﴿١٣﴾13. «Niçin siz Allah´a bir vakar yakıştıramıyorsunuz?» Okunuşu: Mâ lekum lâ tercûne lillâhi vekârâ(vekâren).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ