Kuran’ı Kerim Okuyun
Kamer Suresi - Sayfa: 1/5
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ﴿١﴾
1. Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı. Okunuşu: İkterebetis sâatu ven şakkal kamer(kameru).
وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ﴿٢﴾2. Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve «süregelen bir büyüdür» derler. Okunuşu: Ve in yerev âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirr(mustemirrun).
وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ﴿٣﴾3. Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır. Okunuşu: Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırr(mustekırrun).
وَلَقَدْ جَاءَهُم مِّنَ الْأَنبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ﴿٤﴾4. Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir. Okunuşu: Ve lekad câehum minel enbâi mâ fihî muzdecer(muzdecerun).
حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ﴿٥﴾5. Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor. Okunuşu: Hikmetun bâligatun fe mâ tugnin nuzur(nuzuru).
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَىٰ شَيْءٍ نُّكُرٍ﴿٦﴾6. Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır. Okunuşu: Fe tevelle anhum, yevme yed’ud dâi ilâ şey’in nukur(nukurin).
خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ﴿٧﴾7. Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler. Okunuşu: Huşşe’an ebsâruhum yahrucûne minel ecdâsi keennehum cerâdun munteşir(munteşirun).
مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ ۖ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَـٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ﴿٨﴾8. O çağırana koşarak, kâfirler: «Bu çetin bir gündür.» derler. Okunuşu: Muhtıîne iled dâi, yekûlul kâfirûne hâzâ yevmun asir(asirun).
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ﴿٩﴾9. Onlardan önce Nuh´un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: «72-Cinlenmiştir.» dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı. Okunuşu: Kezzebet kablehum kavmu nûhın fe kezzebu abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducir(vezducire).
فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانتَصِرْ﴿١٠﴾10. Bunun üzerine Rabbine: «Ben yenik düştüm, bana yardım et!» diyerek yalvardı. Okunuşu: Fe deâ rabbehû ennî maglûbun fentasır.
فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُّنْهَمِرٍ﴿١١﴾11. Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık. Okunuşu: Fe fetahnâ ebvâbes semâi bi mâin munhemir(munhemirin).
وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلَىٰ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ﴿١٢﴾12. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti. Okunuşu: Ve feccernel arda uyûnen feltekalmâu alâ emrin kad kudir(kudire).
وَحَمَلْنَاهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ﴿١٣﴾13. Nuh´u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık. Okunuşu: Ve hamelnâhu alâ zâti elvâhın ve dusur(dusurin).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ