Kuran’ı Kerim Okuyun


Basılı tutun

Şuara Suresi - Sayfa: 1/18

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ طسم﴿١﴾
1. Tâ, Sîn, Mîm. Okunuşu: Tâ, sin, mim.
تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ﴿٢﴾
2. Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir. Okunuşu: Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ﴿٣﴾
3. (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın! Okunuşu: Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn(mu’minîne).
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ﴿٤﴾
4. Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır. Okunuşu: İn neşe’ nunezzil aleyhim mines semâi âyeten fe zallet a’nâkuhum lehâ hâdıîn(hâdıîne).
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ الرَّحْمَـٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ﴿٥﴾
5. Bununla beraber kendilerine O Rahmân´dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler. Okunuşu: Ve mâ ye’tîhim min zikrin miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu mu’ridîn(mu’ridîne).
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ﴿٦﴾
6. Üstelik (ona) «yalandır» dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir. Okunuşu: Fe kad kezzebû fe seye’tîhim enbâu mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ﴿٧﴾
7. Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz. Okunuşu: E ve lem yerev ilel ardı kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ﴿٨﴾
8. Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler. Okunuşu: İnne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴿٩﴾
9. Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir. Okunuşu: Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîme).
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰ أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ﴿١٠﴾
10. Bir vakit de Rabbin, Musa´ya nida edip «Git o zalim kavme» dedi. Okunuşu: Ve iz nâdâ rabbuke mûsâ eni’til kavmez zâlimîn(zâlimîne).
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ﴿١١﴾
11. «Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?» Okunuşu: Kavme fir’avn(fir’avne), e lâ yettekûn(yettekûne).
قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ﴿١٢﴾
12. (Musa) şöyle seslendi: «Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar.» Okunuşu: Kâle rabbi innî ehâfu en yukezzibûn(yukezzibûni).
وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَارُونَ﴿١٣﴾
13. «Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun´a da elçilik ver.» Okunuşu: Ve yadîku sadrî ve lâ yentaliku lisânî fe ersil ilâ hârûn(hârûne).
1 2 3 18

صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ


Başa dön tuşu