Tevbe Suresi Ayetleri

Zenginlerin Sadakasıyla ve Fakirlerin Emeğiyle Alay Edenleri Ne Bekliyor?

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Kibirli Münafıkların Cezası: Zenginlerin Sadakasıyla ve Fakirlerin Emeğiyle Alay Edenleri Ne Bekliyor?

Kur’an-ı Kerim Tevbe Suresi 79. Ayeti

Türkçe Okunuşu:

Ellezîne yelmizûnel muttavvi’îne minel mu’minîne fîs sadakâti vellezîne lâ yecidûne illâ cuhdehum fe yesharûne minhum, sehirallâhu minhum ve lehum azâbun elîm(elîmun).

1.) Ayetin Arapça Metni:

اَلَّذ۪ينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّع۪ينَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْۜ سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

2.) Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):

“Sadakalar hususunda; müminlerden gönüllü olarak fazlaca verenleri ve kendi emeklerinden (güçlerinin yettiğinden) başkasını bulamayanları ayıplayıp onlarla alay edenler var ya, işte Allah onlarla alay etmiştir (onları maskara etmiştir) ve onlar için elem verici bir azap vardır.”

Ayetin Detaylı Tefsiri

Tevbe Suresi’nin 79. ayeti, hiçbir taşın altına elini koymayan ama taş taşıyan herkesi eleştirme hakkını kendinde gören o zehirli “nifak (ikiyüzlülük)” psikolojisini kusursuz bir şekilde deşifre eder. Önceki ayetlerde münafıkların, sırlarının ve kapalı kapılar ardındaki niyetlerinin Allah tarafından bilindiğinden habersiz oldukları vurgulanmıştı. Bu ayet ise, içlerindeki o karanlık kibrin toplumsal hayata, iyiliğe ve dayanışmaya nasıl bir sözlü saldırı (alay ve kınama) olarak yansıdığını gözler önüne serer.

İyiliğe Tahammülsüzlük: Zengine “Gösterişçi” Demek

Sohbet üslubuyla bu tarihi ve psikolojik vakaya yakından bakalım: Tebük Seferi arefesinde İslam ordusunun ciddi bir finansmana ve teçhizata ihtiyacı vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabını infaka (sadaka vermeye) çağırdı. Bu çağrı üzerine, Abdurrahman bin Avf (r.a.) gibi zengin sahabeler devasa servetlerini, binlerce dirhem gümüşü getirip ortaya yığdılar. Bunu gören münafıklar kendi aralarında kaş göz işareti yaparak, “Şuna bakın, bu kadar malı sadece gösteriş (riya) yapmak ve şöhret kazanmak için veriyor” diyerek o cömert müminleri ayıpladılar (yelmizûn). Münafık, iyilik yapmadığı gibi, başkasının yaptığı büyük iyiliği de kendi ezikliğini örtmek için karalamak zorundadır.

Fakirin Emeğini Küçümsemek: “Allah’ın Buna İhtiyacı Mı Var?”

Asıl yürek burkan ve münafıkların ne kadar sefil bir zihniyete sahip olduklarını gösteren olay ise ikinci grupta yaşandı. Ayetin “vellezîne lâ yecidûne illâ cuhdehum” (kendi emeklerinden/güçlerinden başkasını bulamayanlar) diyerek şereflendirdiği o fakir müminler… Ebu Akîl (veya Ebu Hayseme) isimli sahabe, bütün gece bir kuyudan su çekme işinde amelelik yapmış, karşılığında sadece iki avuç (iki sa’) hurma kazanmıştı. Bir avucunu evdeki aç çocuklarına ayırdı, diğer avucunu (bir sa’ hurmayı) sabah erkenden getirip Peygamberimizin önüne dökerek, “Ey Allah’ın Elçisi, bütün gücüm buna yetti, bunu ordu için kabul buyur” dedi.

Bunu izleyen münafıklar kahkahalarla gülmeye başladılar: “Şu zavallıya bakın! Koskoca İslam ordusu senin bir avuç hurmana mı kaldı? Allah’ın ve Muhammed’in bu hurmaya ne ihtiyacı var!” diyerek o tertemiz emekle fütursuzca alay ettiler.

İlahi Kısas: “Allah Onlarla Alay Edecektir”

Bu çirkin tablo karşısında Allah Teâlâ, şefkatli peygamberine ve kalbi kırılan o fakir sahabeye sahip çıkarak, münafıkların o kahkahalarını ebedi bir çığlığa dönüştürecek hükmü indirir: “Sehirallâhu minhum” (Allah onlarla alay etmiştir/edecektir). Allah’ın alay etmesi, elbette insanların yaptığı gibi bir şakalaşma değildir. Kur’an edebiyatında buna “Müşâkele” (aynı lafızla karşılık verme) sanatı denir. Yani Allah; onları dünyada rezil rüsva edecek, amellerini boşa çıkaracak ve ahirette onları öylesine aşağılayıcı bir azaba (“azâbun elîm”) sokacaktır ki, asıl maskara olanların, asıl gülünç ve zavallı duruma düşenlerin kendileri olduğunu tüm kâinatın gözü önünde anlayacaklardır.

İcma

İslam fıkıh, akâid ve tefsir âlimleri; “Kişinin, samimiyetle sadaka veren, ibadet eden veya dinin emrettiği bir iyiliği yapan Müslümanları, sırf bu iyiliklerinden dolayı ayıplamasının, özellikle fakirlerin samimi amellerini küçümseyerek onlarla alay etmesinin (istihza), sahibini doğrudan dinden çıkaran (küfre sokan) büyük bir nifak alameti olduğu” hususunda mutlak icma (görüş birliği) etmişlerdir. Bir ameli veya onu yapanı dini saiklerle alaya almak, doğrudan o dini meşru kılan Yaratıcı’ya yapılmış bir hakaret kabul edilmiştir.

Tevbe Suresi’nin 79. Ayeti Işığında Duası

“Allah’ım! Sen kalplerdeki samimiyeti zerre miktarı da olsa karşılıksız bırakmayan, gösterişi ve kibri ise yerin dibine geçiren adalet sahibisin. Bizleri; senin yolunda infak eden kullarını kınamaktan, zenginin malına haset etmekten, fakirin tertemiz emeğini ve sadakasını küçümseyerek alaya almaktan muhafaza eyle. Rabbimiz! Bize, senin yolunda verebileceğimiz helal rızıklar ve o rızkı hiç çekinmeden, samimiyetle feda edebilecek ihlaslı bir kalp lütfet. Bizi o elem verici azaba uğrayıp maskara olan kibirlilerden değil, emeği senin katında kıymet bulan müminlerden eyle. Amin.”

Tevbe Suresi’nin 79. Ayeti Işığında Hadisler

  • “Yarım hurma ile (bunu sadaka olarak vererek) dahi olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyun. Onu da bulamayan kimse, güzel bir sözle kendisini korusun.” (Buhari, Müslim).

  • “Bir dirhem, yüz bin dirhemi (sevap bakımından) geçmiştir. Adamın birinin sadece iki dirhemi vardı, birini sadaka olarak verdi. Diğeri ise devasa servetinin içinden yüz bin dirhem çıkarıp verdi (fakat ilkinin fedakârlığı ve ihlası daha büyüktü).” (Nesâî).

  • “Allah sizin (dış) görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz; O, sadece sizin kalplerinize (samimiyetinize) ve amellerinize bakar.” (Müslim).

Tevbe Suresi’nin 79. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye

Peygamber Efendimiz (s.a.v), Ebu Akîl (r.a.) o bir avuç hurmayı getirip, münafıklar da onunla alay ettiğinde, Sünnet-i Seniyye’nin o muazzam zarafetini ve ilahi şuurunu sergilemiştir. Efendimiz (s.a.v), münafıkların alaylarına hiç aldırış etmemiş, Ebu Akîl’in elindeki o bir avuç hurmayı şefkatle almış ve “Bunu, getirilen şu büyük sadaka yığınının en üstüne serpin!” diye emretmiştir. Böylece Sünnet-i Seniyye; malın miktarının değil, o malı kazanırken akıtılan alın terinin ve kalpteki ihlasın her türlü servetten daha yüce olduğunu ilan etmiş; o fakir sahabenin onurunu, zenginlerin altınlarının üzerine yerleştirerek korumuştur.

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler

  • Nifakın Çifte Standardı: Münafıklar için yapılan hiçbir iyilik yeterli veya doğru değildir. Zengin verince “gösterişçi”, fakir verince “gereksiz” derler. Amaçları gerçeği bulmak değil, iyiliği baltalamaktır.

  • Samimiyetin Değeri: İslam’da sadakanın büyüklüğü hacmiyle (kilosuyla) değil, verenin imkânına olan oranıyla ölçülür. Gece boyu çalışıp kazandığının yarısını veren fakir, Allah katında servetinin binde birini veren zenginden daha büyük bir fedaikârlık yapmıştır.

  • Alayın Geri Dönüşü: İnsanlarla inançları ve amelleri yüzünden alay edenler, ahirette “maskara” olmaktan kurtulamazlar. Küçümsenen her damla alın teri, kınayanın cehennemini harlayan bir yakıta dönüşür.

  • Psikolojik Yansıtma: Karakteri bozuk insanlar, kendi içlerindeki cimriliği ve riyakârlığı, iyilik yapan cömert insanlara “Bunlar gösteriş yapıyor” diyerek yansıtırlar (psikolojik projeksiyon).

Özet:

Kendi güçleri oranında gönüllü olarak sadaka veren zengin veya fakir tüm müminleri ayıplayıp onlarla alay eden münafıkların, aslında Allah tarafından maskara edildikleri ve onları ahirette elem verici (çok can yakıcı) bir azabın beklediği bildirilmektedir.

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:

Hicretin 9. yılında, Tebük Seferi’ne hazırlık sürecinde nazil olmuştur. Peygamberimizin orduyu donatmak için başlattığı yardım kampanyasında çok bağış yapan Abdurrahman bin Avf ile gösterişçi diyerek; bütün gece amelelik yapıp kazandığı bir sa’ (yaklaşık 3 kg) hurmayı getiren Ebu Akîl al-Ensârî ile de “Buna ne gerek vardı” diyerek alay eden münafıkların bu zehirli kibirlerini ifşa etmek ve cezalarını bildirmek için inmiştir.

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:

Surenin 75, 76, 77 ve 78. ayetlerinde, zenginleşince cimrilik yapan, yalan söyleyen ve kendi aralarında fısıldaşan münafıkların kalplerinin mühürlendiği anlatılmıştı. 79. ayet, sadece kendileri cimrilik yapmakla kalmayıp, cömert davranan ve iyilik yapanlara da nasıl sözlü olarak saldırdıklarını (kıskançlıklarını) gösterdi. Hemen ardından gelecek olan 80. ayet ise bu ahlaksızlıkların artık affedilemez bir boyuta ulaştığını ilan edecek ve Peygamberimize hitaben: “Onlar için ister af dile, ister dileme. Onlar için yetmiş defa af dilesen de Allah onları asla affetmeyecektir. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkâr ettiler…” diyerek o kibirli münafıklara rahmet kapılarının ebediyen kapandığını duyuracaktır.

Sonuç:

Zenginin cömertliğine kulp takan, fakirin nasır tutmuş eliyle verdiği infakı küçümseyen her kibirli dil, ahirette ilahi adaletin tokadıyla sonsuz bir suskunluğa ve aşağılanmaya mahkûm olacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Ayette bahsedilen olay nedir?

Tebük Seferi öncesi ordunun donatılması için bağış toplanırken, münafıkların hem büyük servetler bağışlayan zengin müminleri “Gösteriş yapıyorlar” diyerek ayıplamaları; hem de gece gündüz çalışıp çok az bir miktar (bir avuç hurma) getirebilen fakir müminleri “Allah’ın buna ne ihtiyacı var” diyerek alaya almaları olayıdır.

2. Zengin sahabelerin sadakasıyla nasıl alay ettiler?

Abdurrahman bin Avf, Hz. Osman ve Hz. Ömer (r.a.) gibi isimler devasa miktarlarda altın ve gümüş getirdiklerinde münafıklar; onların samimiyetini sorgulayarak, “Bunların derdi Allah rızası değil, halkın gözüne girmek ve Muhammed’in yanında şöhret kazanmak, hepsi gösterişçi (riyâkâr)” diyerek onları kınamışlardır.

3. Emeğinden başkasını bulamayan fakir sahabe kimdir?

Tefsir rivayetlerinin büyük çoğunluğuna göre bu sahabi Ebu Akîl el-Ensârî (veya bazı rivayetlere göre Ebu Hayseme)’dir. Bütün gece bir Yahudi’nin bahçesinde kuyudan su çekerek amelelik yapmış, kazandığı iki avuç hurmanın bir avucunu evine ayırmış, kalan bir avucunu da orduya destek için Peygamberimize getirmiştir.

4. “Allah onlarla alay edecektir” (Sehirallahu minhum) ne anlama gelir?

Bu edebi bir ifadedir (Müşâkele sanatı). Allah Teâlâ’nın hâşâ insan gibi şakalaşması veya alay etmesi söz konusu değildir. Bu ifade, “Allah onların bu alaycı tavırlarının cezasını aynı cinsten verecek, onları hem dünyada rezil edecek (maskara yapacak) hem de ahirette aşağılayıcı bir azaba çarptıracaktır” demektir.

5. Sadaka verenlerle alay etmenin itikadi (dini) hükmü nedir?

Bir kişinin Allah rızası için yaptığı ibadeti veya verdiği sadakayı sırf dini bir eylem olduğu için küçümsemek, kınamak veya alay konusu yapmak, kişinin imandan çıkmasına ve kâfir/münafık olmasına sebep olan çok ağır bir küfür suçudur.

6. Münafıklar neden her iki gruba da (zengine ve fakire) saldırmıştır?

Çünkü münafıkların asıl derdi miktarla değil, “İslam için fedakârlık yapma” fikrinin kendisiyleydi. Toplumdaki yardımlaşma ve cihad şuurunu baltalamak, insanların şevkini kırmak istiyorlardı. Kendi cimriliklerini örtbas etmenin tek yolu, veren herkesi kusurlu göstermekti.

7. Peygamber Efendimiz fakir sahabenin getirdiği sadakayı nasıl karşılamıştır?

Münafıklar Ebu Akîl’in getirdiği o azıcık hurmayla alay ettiklerinde, Peygamberimiz (s.a.v) o hurmaları reddetmemiş; aksine o bir avuç hurmayı alarak zengin sahabelerin getirdiği o devasa mal yığınlarının en üstüne serptirmiş, böylece ihlasın ve samimiyetin miktarından çok daha değerli olduğunu göstermiştir.

8. İyilik yapanları eleştirmenin (Yelmizûn) psikolojik temeli nedir?

Ayette geçen “yelmizûn” kelimesi, birini kaş-göz işaretiyle, sözle veya arkasından ayıplamak, onda kusur aramak demektir. Psikolojide bu bir tür “yansıtma” ve “haset”tir. Kişi kendisinin yapamadığı veya yapmak istemediği bir erdemi başkası yaptığında, kendi vicdan azabını susturmak için o erdemli kişiyi itibarsızlaştırmaya çalışır.

9. Bu ayet günümüzde sosyal medyada yapılan hangi davranışlara ışık tutar?

Bir afet veya ihtiyaç durumunda bağış yapan insanlara “Şov yapıyorlar” demek, veya dar gelirli insanların küçük yardımlarını “Bununla kim kurtulacak, boş işler” diyerek küçümsemek; o dönemki münafıkların sergilediği nifak ahlakının günümüzdeki dijital kopyasıdır.

10. Az miktarda sadaka vermenin İslam’daki değeri nedir?

İslam’da eylemler kalpteki niyete (ihlasa) göre değer kazanır. Fakirin dişinden tırnağından artırarak verdiği “yarım hurma” bile, samimiyetle verilmişse kişiyi cehennemden kurtarmaya yeterlidir. Allah miktara değil, kişinin imkânı ölçüsündeki fedakârlığına bakar.

11. Münafıkların bu alaycı tavırlarına karşı müminler nasıl davranmalıdır?

Müminler kınayıcıların kınamasından korkmamalı; zenginse hasetçilerin “gösterişçi” sözüne aldırış etmeden infaka devam etmeli, fakirse “benim bu küçük yardımımdan ne çıkar” zehrine kapılmadan elinden gelenin en iyisini yapmalı ve Allah’ın bu ameli gördüğüne inanmalıdır.

12. Ayetin sonundaki “elem verici azap” (azâbun elîm) kimler içindir?

Sadece mal vermekten kaçanlar için değil; kendi vermediği gibi verenlerin motivasyonunu bozan, dini gayretleri alaya alan, zenginin ve fakirin samimiyetine dil uzatan o kaba, kibirli ve hastalıklı nifak cephesi (münafıklar) içindir. Elem verici olması, onların ruhsal acı ve aşağılanma içinde kıvranacaklarını gösterir.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu