Tevbe Suresi Ayetleri

Dini Değerlerle “Biz Sadece Şakalaşıyorduk” Diyerek Alay Edilir Mi?

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Kutsala Saygısızlık ve Biz Sadece Şakalaşıyorduk Bahanesi: Dini Değerlerle Alay Edilir Mi?

Kur’an-ı Kerim Tevbe Suresi 65. Ayeti

Türkçe Okunuşu:

Ve le in seeltehum le yekûlunne innemâ kunnâ nehûdu ve nel’ab(nel’abu), kul e billâhi ve âyâtihî ve resûlihî kuntum testehziûn(testehziûne).

1.) Ayetin Arapça Metni:

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُۜ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ

2.) Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):

“Eğer onlara (niçin alay ettiklerini) sorarsan, ‘Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk’ derler. De ki: ‘Allah ile, O’nun âyetleriyle ve Resulüyle mi alay ediyordunuz?'”

Ayetin Detaylı Tefsiri

Tevbe Suresi’nin 65. ayeti, “mizah, şaka veya ifade özgürlüğü” kılıfı altında İslam’ın kutsallarına saldıran, dini değerleri hafife alan laubali zihniyetin maskesini düşüren ve yeryüzündeki en aşılmaz “kırmızı çizgiyi” çeken ilahi bir fermandır. Önceki ayette, münafıkların kalplerindeki sırları ifşa edecek bir surenin inmesinden korktukları anlatılmıştı. İşte bu ayet, o korktukları ifşanın bizzat kendisidir. Kendi aralarında peygamberle ve ayetlerle eğlenen münafıklar yakalandıklarında, insanlık tarihinin en meşhur, en ucuz ve en korkakça savunma mekanizmasına sığınmışlardır: “Biz sadece şaka yapıyorduk!”

Şakanın Sınırlarını Aşan İhanet

Sohbet üslubuyla Tebük Seferi’nin o sıcak ve yorucu çöl yolculuğuna gidelim. Ordu ilerlerken, içlerinde Vedia bin Sabit gibi münafıkların bulunduğu bir grup, yolun yorgunluğunu atmak ve güya eğlenmek için sohbete daldılar. Konu olarak da Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) ve İslam ordusunun en samimi, en fedakâr âlimleri olan Kur’an hafızlarını (Kurrâ’yı) seçtiler. Kendi aralarında kahkahalar atarak şöyle dediler: “Şu bizim Kur’an okuyanlarımız (hafızlarımız) gibisini hiç görmedik! Midelerine en düşkün olanlar, dilleri en çok yalan söyleyenler ve düşman karşısında en korkak olanlar bunlardır. Bunlar mı Bizans’ın saraylarını fethedecekmiş?”

Allah Teâlâ, bu çirkin alayı anında Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Peygamberimize (s.a.v) bildirdi. Olayın vahiyle deşifre edildiğini ve Peygamberimizin durumu öğrendiğini anlayan münafıklar dehşete düştüler. Koşarak Efendimiz’in yanına geldiler. İçlerinden biri, Peygamberimizin devesinin yularına (veya semerine) tutunmuş, ayakları çöldeki taşlara çarpıp kanarken nefes nefese şu meşhur bahaneyi üretiyordu: “İnnemâ kunnâ nehûdu ve nel’ab” (Biz sadece lafa dalmıştık, yolculuğun sıkıntısını dağıtmak için şakalaşıyorduk, ciddi değildik!).

“Allah ve Ayetleriyle mi Alay Ediyordunuz?”

Allah Teâlâ, onların bu ucuz “şaka” bahanesini suratlarına bir tokat gibi çarpan o muazzam cevabı peygamberine vahyeder: “Kul e billâhi ve âyâtihî ve resûlihî kuntum testehziûn” (De ki: Allah ile, O’nun ayetleriyle ve Resulüyle mi alay ediyordunuz?).

İslam’da mizah vardır, şaka vardır, gülmek vardır. Ancak her şeyin bir sınırı olduğu gibi, şakanın da bir sınırı vardır. Allah’ın zatı, Kur’an’ın ayetleri, peygamberin şahsiyeti, ibadetler (namaz, başörtüsü, sakal, cihad) asla “şaka, mizah veya laflama” konusu yapılamaz. Kur’an onlara adeta şunu söyler: “Eğlenecek, gülecek, şaka yapacak başka hiçbir konu bulamadınız da kâinatın Yaratıcısı’nı ve O’nun aziz dinini mi meze yaptınız?”

Bir insanın niyeti gerçekten sadece “arkadaşlarını güldürmek” bile olsa, eğer kullandığı malzeme dini bir kutsalsa, o eylem şaka olmaktan çıkar ve sahibini dinden çıkaran bir “küfür” eylemine dönüşür. Çünkü bir şeyi hafife almak ve onunla alay etmek, kalpte o şeye karşı zerre kadar saygı ve kutsiyetin kalmadığının en kesin ispatıdır. Saygının (tazimin) bittiği yerde iman barınmaz. Bu ayet, kutsala saygısızlığı “ifade hürriyeti” sayan tüm çağdaş sapkınlıklara karşı da İslam’ın dik duruşudur.

İcma

İslam fıkıh ve akâid âlimleri (Dört Mezhep İmamı dâhil); “Allah’ın zatı, isimleri, Kur’an-ı Kerim ayetleri, Peygamber Efendimiz (s.a.v) veya İslam’ın kesin olarak emrettiği bir hüküm (namaz, hac, tesettür vb.) ile, niyeti şaka yapmak (güldürmek) bile olsa alay etmenin, onları hafife almanın veya bunlarla fıkra üretmenin kişiyi derhal dinden çıkaran (Mürted yapan) kesin bir küfür eylemi olduğu” hususunda mutlak icma (görüş birliği) etmişlerdir. “Ben ciddi değildim, şaka yapıyordum” mazereti, Ehl-i Sünnet icmasına göre dini değerler söz konusu olduğunda geçersizdir.

Tevbe Suresi’nin 65. Ayeti Işığında Duası

“Allah’ım! Sen her türlü noksanlıktan münezzeh, azameti ve yüceliği her şeyin üstünde olan mutlak kudret sahibisin. Bizleri; senin zatınla, ayetlerinle, mukaddes dininle ve sevgili peygamberinle alay eden, bunları şaka malzemesi yapan idraksizlerin ahlakından ve meclislerinden muhafaza eyle. Rabbimiz! Dilimize sahip çıkmayı, kutsallarımıza karşı sarsılmaz bir edep ve tazim (saygı) içinde yaşamayı bizlere nasip et. Bizleri ‘sadece şakalaşıyorduk’ diyerek kendi ebedi hayatını ateşe atan cahillerden eyleme. Kalbimizi dininin saygısıyla (takvayla) doldur. Amin.”

Tevbe Suresi’nin 65. Ayeti Işığında Hadisler

  • “Kul, (bazen) içinde ne olduğunu iyice düşünmeden (şaka veya eğlence zannıyla) Allah’ın gazabını gerektiren bir söz söyler de, o tek söz sebebiyle cehennemin yetmiş yıllık derinliğine yuvarlanır.” (Buhari, Müslim).

  • “Ben şaka yaparım ama haktan (doğrudan) başkasını söylemem. (Mizahım yalan ve kutsala saygısızlık içermez).” (Tirmizi).

  • “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler! Yazıklar olsun ona, yazıklar olsun ona!” (Ebu Davud, Tirmizi).

Tevbe Suresi’nin 65. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye

Peygamber Efendimiz (s.a.v), şahsına yapılan fiziksel eziyetleri, kabalıkları ve bedevilerin saygısızlıklarını kendi şahsi hakkı olduğu için çoğu zaman tebessümle affetmiştir. Ancak konu “Allah’ın ayetleri ve dinin kutsalları” ile alay edilmesine (Tevbe 65 olayına) geldiğinde, Sünnet-i Seniyye’nin o muazzam ve tavizsiz ilahi vakarı ortaya çıkmıştır. O münafık devesinin semerine tutunup kan revan içinde “Ey Allah’ın Elçisi, vallahi sadece yola dalmış, şakalaşıyorduk” diye yalvarırken; Peygamber Efendimiz (s.a.v) ona dönüp bakmamış, ona acımamış, şefkat göstermemiş ve sadece ileriye doğru bakarak bu ayeti (De ki: Allah ve ayetleriyle mi alay ediyordunuz?) peş peşe okumuştur. Sünnet-i Seniyye; şahsi haklarda affedici olmak, ancak Allah’ın dinine dil uzatıldığında (kutsal çiğnendiğinde) “şaka” bahanesini elin tersiyle iterek hakikatin tavizsiz duvarı olmaktır.

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler

  • Kutsalın Dokunulmazlığı: Mizah her konuyu kapsayamaz. İnsanın gülebileceği binlerce konu varken, dini değerleri mizah konusu yapmak zekâ belirtisi değil, ahlaki bir çürümüşlüktür.

  • Dilin Tehlikesi: İnsan bazen sırf popüler olmak veya etrafındakileri güldürmek için sarf ettiği tek bir cümleyle bütün ahiretini (imanını) kaybedebilir. Dil, kalbin terazisidir.

  • Niyetin Kurtarmadığı Yerler: Din ile alay eden kişi “Niyetim kötü değildi” diyerek kurtulamaz. Kutsala saygısızlık eyleminin kendisi bizzat kötü niyettir.

  • Münafıkların Maskesi: Münafıklar gerçekte inandıkları küfrü, dışarıya çoğu zaman “mizah ve ironi” kisvesi altında yansıtırlar. Bu, ciddiyetsizliğin arkasına saklanmış sinsi bir düşmanlıktır.

Özet:

Dini değerlerle alay eden münafıkların, yakalandıklarında “Biz sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk” şeklindeki ucuz bahanelerine karşı; Allah ile, O’nun ayetleriyle ve Resulüyle şaka yapılamayacağı, bunun mazereti olmayan büyük bir cürüm olduğu kesin bir dille bildirilmektedir.

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:

Hicretin 9. yılında, Tebük Seferi esnasında nazil olmuştur. İslam ordusu yolda mola verdiğinde veya yürüyüş hâlindeyken, bir grup münafığın kendi aralarında Peygamber Efendimiz ve sahabenin kurrâları (hafızları) hakkında “Midesine düşkün, korkak adamlar” diyerek alaycı konuşmalar yapmaları ve bu durumun vahiyle ortaya çıkması üzerine, onların o telaşlı “şaka yapıyorduk” bahanelerini yerle bir etmek için inmiştir.

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:

64. ayette münafıkların sırlarını ortaya çıkaracak bir surenin inmesinden korktukları anlatılmıştı. 65. ayet, o korkulan ifşanın bizzat gerçekleştiği anı ve onların o esnadaki panik hâlindeki “şaka bahanesini” deşifre etti. Hemen ardından gelecek olan 66. ayet ise bu bahaneye son ve en ağır darbeyi indirecek ve: “Boşuna özür dilemeyin! Siz iman ettikten (veya iman etmiş göründükten) sonra inkâr ettiniz (kâfir oldunuz). İçinizden bir kısmını affetsek bile, suçlu (mücrim) oldukları için bir kısmına azap edeceğiz” diyerek, dini değerlerle alay etmenin insanı nasıl doğrudan dinden çıkardığını (mürted yaptığını) ilan edecektir.

Sonuç:

Allah’ın dini, boş zamanları dolduracak bir mizah malzemesi değildir; kutsalıyla alay edip gülenlerin ahiretteki çığlıkları, dünyadaki kahkahalarından çok daha uzun olacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Ayette bahsedilen “Biz sadece şakalaşıyorduk” bahanesi hangi olay üzerine söylenmiştir?

Tebük Seferi yolculuğunda bir grup münafığın, Peygamberimiz (s.a.v) ve sahabenin ileri gelenleri (hafızlar) hakkında, “Bizim şu Kur’an okuyanlar kadar midesine düşkün, yalancı ve düşman karşısında korkak kimse görmedik” diyerek kendi aralarında alay etmeleri ve bu durumun Allah tarafından vahiyle peygambere haber verilmesi üzerine söylenmiştir.

2. Dini değerlerle şaka yapmanın veya alay etmenin İslam’daki hükmü nedir?

Bu konu Ehl-i Sünnet âlimleri arasında kesin bir icma (oybirliği) ile karara bağlanmıştır: Niyeti gerçekten sadece güldürmek veya şaka yapmak bile olsa, Allah’ın zatı, ayetleri, peygamberleri veya dinin farz kılınmış herhangi bir emriyle alay etmek, kişiyi derhal İslam dairesinden çıkaran (Mürted / Kâfir yapan) kesin bir küfürdür.

3. Ayette geçen “Allah ile, ayetleriyle ve Resulüyle alay etmek” ne anlama gelir?

Kur’an ayetlerinden birini fıkra konusu yapmak, Allah’ın sıfatlarıyla alaycı bir dille konuşmak, Peygamberimizin Sünnetini “çağdışı” veya komik bulup gülmek, namaz, tesettür, kurban gibi ibadetlerle dalga geçmek veya din adamlarını (sırf inançlarından dolayı) şaka kılıfıyla aşağılamak demektir.

4. İnsan “niyetim kötü değildi, şaka yapıyordum” derse dinden çıkmaktan kurtulur mu?

Hayır, kurtulamaz. Çünkü bu ayet tam olarak “Niyetimiz kötü değildi, lafa dalmış şaka yapıyorduk” diyenlere inmiş ve bir sonraki ayette onlara “Özür dilemeyin, kâfir oldunuz” demiştir. Dini kutsallara saygısızlık bizzat kötü niyetin kendisidir ve küfür eylemidir; mazeret kabul etmez.

5. Peygamber Efendimiz bu ayet indiğinde özür dileyen münafıklara nasıl davrandı?

Münafıklardan biri peygamberimizin devesine tutunup yerlerde sürüklenerek özür dilerken, merhamet peygamberi olan Efendimiz (s.a.v) ona yüzünü bile dönmemiş, ona hiç acımamış ve sadece bu ayeti tekrarlayarak, dinin onuru söz konusu olduğunda ne kadar tavizsiz olduğunu göstermiştir.

6. İslam’da mizahın (şakanın) bir sınırı var mıdır?

Evet. Peygamber Efendimiz de (s.a.v) şaka yapmış, ashabıyla latifeleşmiş ve gülümsemiştir. Ancak İslam mizahının üç temel sınırı vardır: 1) Yalan içermeyecek, 2) Bir insanı aşağılayıp kalbini kırmayacak, 3) Asla dini kutsalları (Allah, Kur’an, Peygamber, Ahiret vb.) mizah malzemesi yapmayacak.

7. Günümüzde sosyal medyada dini değerlerle alay edenlerin durumu bu ayete girer mi?

Kesinlikle girer. Sosyal medyada “mizahşörlük, kara mizah veya ironi” adı altında ayetleri değiştiren, hadislerle fıkra üreten, cennet-cehennem veya melek kavramlarıyla alaycı capsler yapan herkes, o dönemin Tebük yolundaki münafıklarıyla aynı eylemi işlemekte ve aynı ilahi hükmün (küfrün) muhatabı olmaktadır.

8. Kutsala saygısızlık yapıldığı (dinle alay edilen) bir ortamda Müslümanın tavrı ne olmalıdır?

Nisâ Suresi 140. ayete göre; Allah’ın ayetleriyle alay edilen bir ortamda bulunan bir Müslüman, eğer o durumu düzeltemiyor veya itiraz edemiyorsa, o kişiler başka bir konuya geçinceye kadar o ortamı (masayı, meclisi, grubu) derhal terk etmek zorundadır. Aksi takdirde sessiz kalarak onların günahına (veya küfrüne) ortak olmuş olur.

9. “Lafa dalmıştık” (Nehûdu ve nel’ab) ifadesi psikolojik olarak neyi gösterir?

Kişinin boş konuşmayı, laubaliliği ve düşüncesizliği hayat tarzı edindiğini gösterir. Bir insan ne kadar boşluğa ve gaflete düşerse, dilinin freni o kadar boşalır ve en nihayetinde en büyük kutsallara kadar uzanıp haddini aşar. Bu, manevi bir uyuşma (gaflet) psikolojisidir.

10. Dini değerlerle alay eden birinin tevbesi kabul olur mu?

Kişi hatasının büyüklüğünü anlayıp samimi bir pişmanlıkla (Nasuh tevbesi) Allah’a döner, tevbe istiğfar eder ve yeniden Kelime-i Şehadet getirerek imanını tazelerse, Allah merhametlidir ve tevbeleri kabul edendir.

11. Münafıklar neden özellikle Kur’an hafızlarıyla (Kurrâ ile) alay etmişlerdir?

Çünkü hafızlar (Kurrâ), o dönemde İslam’ın en bilgili, en fedakâr ve Kur’an’ı hayatlarına en çok yansıtan samimi çekirdek kadrosuydu. Münafıklar doğrudan peygambere saldırmak yerine, onun en sadık talebelerine “korkak ve midesine düşkün” iftirası atarak aslında dolaylı yoldan Kur’an ahlakını aşağılamak istemişlerdir.

12. Bu ayet günümüzdeki “ifade özgürlüğü” tartışmalarına nasıl bir cevap verir?

Batı menşeli bazı anlayışların, inançlara hakareti ve kutsala saygısızlığı “ifade özgürlüğü” olarak sunmasına karşı Kur’an; başkasının inancına ve mukaddesatına saldırmanın bir özgürlük değil, ahlaki bir sınır ihlali ve bir suç (muhâdde / haddi aşma) olduğunu, her özgürlüğün edep sınırları içinde kalması gerektiğini ilan eder.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu