İslam Hukukunda Zekat Verilmesi Gereken 8 Sınıf Kimlerdir?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
İslam Hukukunda Zekat Verilmesi Gereken 8 Sınıf: Tevbe Suresi 60. Ayeti
Kur’an-ı Kerim Tevbe Suresi 60. Ayeti
Türkçe Okunuşu:
İnnemas sadakâtu lil fukarâi vel mesâkîni vel âmilîne aleyhâ vel muellefeti kulûbuhum ve fîr rikâbi vel gârimîne ve fî sebîlillâhi vebnis sebîl(sebîli), ferîdaten minallâh(minallâhi), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
1.) Ayetin Arapça Metni:
اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَٓاءِ وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْعَامِل۪ينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِم۪ينَ وَف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّب۪يلِۜ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
2.) Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):
“Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, fakirlere, miskinlere, (zekât toplayan) memurlara, kalpleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetine kavuşturulacak) kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihâd edenlere ve yolda kalmış yolcuya mahsustur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Ayetin Detaylı Tefsiri
Tevbe Suresi’nin 60. ayeti, İslam hukukunun en muazzam ekonomik anayasalarından biridir. Sadece bir ibadetin kurallarını değil, yeryüzündeki sosyal adaletin, servet dağılımının ve devlet yardımlaşmasının şaşmaz kriterlerini belirler. Önceki ayetlerde münafıkların Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) zekât ve ganimet dağıtımında adaletsizlikle suçladıklarını (Zülhuveysıra hadisesi) işlemiştik. İşte Allah Teâlâ, o münafıkların menfaat beklentilerini kursaklarında bırakarak, zekâtın kimlere verileceğini bizzat Kendi kudret eliyle 8 sınıf olarak sınırlandırmış ve devlet başkanının bile bu kategoriler dışına çıkmasına (keyfi dağıtım yapmasına) kapıları kapatmıştır.
Sohbet üslubuyla bu sekiz şanslı zümreyi tek tek ele alalım:
1. Fakirler (Fukarâ): Nisap miktarı (dinî zenginlik ölçüsü) malı olmayan, ancak hayatını bir şekilde, zorlukla da olsa devam ettirmeye çalışan yoksullardır. Evinde yiyecek kısıtlıdır, geliri giderini karşılamaz.
2. Miskinler (Mesâkîn): Fakirden çok daha zor durumda olan, hiçbir geliri, hiçbir malı olmayan, tabiri caizse “toprağa yapışmış”, çaresizlikten hareketsiz kalmış (sükût etmiş) aşırı yoksullardır.
3. Zekât Memurları (Âmilîne Aleyhâ): İslam, zekâtı bireylerin inisiyatifine bırakmamış, onu devlete ait kurumsal bir yapı hâline getirmiştir. Zekâtları toplamak, kaydını tutmak ve dağıtmakla görevli olan devlet memurlarıdır. Zengin bile olsalar, emeklerinin karşılığı (maaş) olarak zekât fonundan pay alırlar.
4. Kalpleri İslam’a Isındırılanlar (Müellefe-i Kulûb): İslam’ın siyasi ve sosyolojik dehasıdır. Henüz Müslüman olmamış ama İslam’a düşmanlığı engellenecek liderlere, ya da yeni Müslüman olmuş ama inancı tam pekişmemiş (Bedeviler gibi) kimselere verilen paydır. Mal, insanın kalbine giden en hızlı yoldur; İslam bu yolu hakikat için kullanmıştır.
5. Köleler (Fîr-Rikâb): Özgürlüğünü satın almak için efendisiyle anlaşma yapmış (mükâtep) kölelerdir. Bu hüküm, tarihte köleliğin sistemli bir şekilde ve devlet/toplum fonuyla ortadan kaldırılmasını hedefleyen muazzam ve eşsiz bir insan hakları devrimidir.
6. Borçlular (Ğârimîn): Hastalık, iflas, afet veya bir hayır işi sebebiyle ağır borç altına giren ve ödeme gücü kalmayan kişilerdir. İslam, düşeni kaldırmak için zekâtı bir “borç kurtarma fonu” olarak da tahsis etmiştir.
7. Allah Yolunda Olanlar (Fî Sebîlillâh): İlây-ı Kelimetullah (Allah’ın dinini yüceltmek) için cephede savaşan mücahitler başta olmak üzere, ilim yolunda evinden ayrılmış talebeler ve İslam’a hizmet eden vakıf/kurum faaliyetleridir.
8. Yolda Kalmışlar (İbnü’s-Sebîl): Memleketinde zengin bile olsa, yolculuk esnasında parası çalınan, biten ve çaresiz kalan “yolun oğullarıdır”. İslam, gurbetteki insana sahip çıkmayı farz kılmıştır.
Ayetin finali sarsılmaz bir mühürdür: “Ferîdaten minallâh… Vallâhu alîmun hakîm” (Allah’tan bir farz olarak… Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir). Yani bu taksimat, insanların heveslerine göre değil; ihtiyaçları, toplumun yapısını ve ekonomiyi en iyi bilen ve hikmetle yöneten Allah’ın kesin bir kanunudur.
İcma
İslam fıkıh âlimleri (Dört Hak Mezhep İmamı dâhil), bu ayetin nassına dayanarak; “Zekâtın, ayette sayılan bu 8 sınıf dışında hiçbir yere (örneğin cami, okul, çeşme veya yol inşaatına, kefen parasına veya ölülerin borcuna) verilemeyeceği” hususunda icma (görüş birliği) etmişlerdir. Zekâtın “temlik” (doğrudan kişiye mülk olarak verilmesi) şartı vardır. Ayrıca zekâtın farziyetini inkâr edenin dinden çıkacağı ehl-i sünnet icmasıyla sabittir. Kişinin bakmakla yükümlü olduğu (usûl ve fürû: anne, baba, eş, çocuklar, torunlar) kimselere zekât veremeyeceği de yine icma ile karara bağlanmıştır.
Tevbe Suresi’nin 60. Ayeti Işığında Duası
“Allah’ım! Sen kullarının rızkını adaletle taksim eden, fakirin ve çaresizin yegâne sahibi olan Alîm ve Hakîm Rabbimizsin. Bizleri, malımızın içindeki fakirin hakkını (zekâtı) eksiksiz, gönül rızasıyla ve sadece senin emrettiğin yerlere ulaştıran cömert kullarından eyle. Rabbimiz! Bizi miskinliğe, ödenemeyecek ağır borçlara düşmekten, yolda çaresiz kalmaktan muhafaza eyle. Malımızı senin yolunda (fî sebîlillâh) harcamayı bizlere nasip et. Kalpleri hakikate ısınacak olanlara İslam’ın güzelliğini ulaştırmakta bizleri vesile kıl. Amin.”
Tevbe Suresi’nin 60. Ayeti Işığında Hadisler
“Allah Teâlâ zekâtın taksimi konusunda ne bir peygamberin ne de bir başkasının hükmüne razı olmadı; onu bizzat Kendisi 8 sınıfa ayırarak paylaştırdı.” (Ebu Davud, Zekât).
“Zekât, (Müslümanların) zenginlerinden alınıp, fakirlerine reddolunan (geri verilen) bir farzdır.” (Buhari, Zekât – Muaz b. Cebel’in Yemen’e gönderilişi).
“Sadaka (zekât), Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine (Ehl-i Beyt’e) helal değildir. O, ancak insanların mallarının kiridir (arınma payıdır).” (Müslim, Zekât).
Tevbe Suresi’nin 60. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu ilahi anayasayı Sünnet-i Seniyye olarak devletin en kusursuz işleyen çarkı hâline getirmiştir. Zekâtı asla şahsi bir bağış gibi görmemiş, zekât memurları (âmilîne aleyhâ) tayin ederek vergi sistemi gibi kurumsallaştırmıştır. Mesela Muaz bin Cebel’i (r.a.) Yemen’e gönderirken “Onların zenginlerinden al, fakirlerine ver” diyerek yerinden yönetimi teşvik etmiştir. Müellefe-i Kulub (kalbi ısındırılacaklar) konusunda muazzam bir siyaset izlemiş; Huneyn Savaşı sonrası, henüz İslam’a düşman olan ama kavminde lider konumundaki Safvan bin Ümeyye’ye vadi dolusu koyun hediye etmiştir. Safvan bu olay sonrası, “Muhammed bana o kadar çok verdi ki, benim için insanların en sevilmezi iken, en sevimlisi oldu” diyerek Müslüman olmuştur. Yine Sünnet-i Seniyye gereği, Peygamberimiz (s.a.v) ve soyu (Ehl-i Beyt), ne kadar fakir düşerlerse düşsünler, devlet başkanı olmasına rağmen kendisine ve ailesine zekât almayı ebediyen haram kılmış, yöneticinin halkın fonuna el uzatmasının önüne aşılmaz bir ahlak duvarı örmüştür.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
İlahi Adalet Dağılımı: Zekât, zenginin lütfu değil, fakirin ilahi hakkıdır. Sistem, zenginliğin sadece belli bir zümrenin elinde dönüp dolaşan bir güç (tekelleşme) olmasını engeller.
Sosyal Güvenlik Ağı: Bu 8 sınıf, bir toplumda kriz yaşaması en muhtemel tüm kesimleri (borçlular, hastalar, iflas edenler, mülteciler/yolcular) kapsayan devasa bir sigorta sistemidir.
Kurumsallaşma Şartı: “Zekât memurları” maddesi, İslam’ın yardımlaşmayı sadece cami kapısındaki bir sadaka kültürü olarak değil, devlet güvencesindeki bir “vergi ve fon yönetimi” olarak gördüğünü ispatlar.
Köleliğe Darbe: Özgürlük satın almak için fon ayrılması, İslam’ın köleliği ortadan kaldırmayı dini bir farz (ibadet) hâline getirdiğinin en büyük delilidir.
Özet:
Zekâtların (farz olan sadakaların); fakirlere, miskinlere, zekât memurlarına, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlara, esir ve kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihad edenlere ve yolda kalmışlara verilmesinin Allah tarafından belirlenmiş kesin ve hikmetli bir farz olduğu bildirilmektedir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Hicretin 9. yılı civarında nazil olmuştur. Münafıkların sadakaların (zekâtların) dağıtımında Peygamberimize haksızca iftira etmeleri, “Neden bize daha fazla vermiyorsun?” şeklindeki beklentileri ve şahsi ihtirasları üzerine; zekâtın kimin hakkı olduğunu bizzat Allah’ın belirlediğini ve münafıkların (menfaatçilerin) bu fona el uzatamayacağını ilan etmek için inmiştir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
58. ve 59. ayetlerde, sadaka dağıtımına dil uzatan münafıklar ifşa edilmiş ve onlara “verilene razı olmaları” emredilmişti. 60. ayet, bu tartışmalara son noktayı koyarak “Sadakalar sizin hevesinize göre değil, ancak şu 8 sınıf içindir” diyerek şikâyet kapılarını temelli kapattı. Hemen ardından gelecek olan 61. ayet ise münafıkların Peygamberimizi hedef alan başka bir ahlaksızlıklarına (alaycılıklarına) değinecek ve: “İçlerinden peygamberi incitenler ve ‘O her söyleneni dinleyen bir kulaktır’ diyenler var. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır…” diyerek onların o terbiyesiz sözlerini kendi aleyhlerine çevirecektir.
Sonuç:
Allah’ın adalet terazisi öylesine hassastır ki; zenginin kasasındaki malı, yolda kalmışın, kölenin ve miskinin cebine bir emanet, bir hak ve bir farz olarak yerleştirmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Zekat kimlere farzdır ve kimlere verilir?
Zekât; akıllı, ergenlik çağına ulaşmış, hür ve asli ihtiyaçları ile borçları dışında nisap miktarı (dinî zenginlik ölçüsü, örn: 80.18 gr altın) mala sahip olan her Müslümana farzdır. Sadece Tevbe Suresi 60. ayette sayılan 8 sınıfa (Fakirler, miskinler, zekât memurları, müellefe-i kulub, köleler, borçlular, Allah yolundakiler ve yolda kalmışlar) verilir.
2. Fakir ve miskin arasındaki fark nedir?
Fakir; nisap miktarı malı olmayan ancak az da olsa bir geliri olan, bir şekilde asgari düzeyde de olsa yaşamaya çalışan kimsedir. Miskin ise; hiçbir geliri, günübirlik yiyeceği bile olmayan, yoksulluktan hareketsiz kalmış, çaresiz ve tam muhtaç durumdaki kişidir.
3. Müellefe-i Kulub (Kalpleri İslam’a ısındırılanlar) kimlerdir?
İslam’a yeni girmiş olup imanlarının pekişmesi için desteğe ihtiyaç duyanlar; veya henüz Müslüman olmamış ancak kendilerine yardım edildiğinde İslam’a girmesi umulan yahut Müslümanlara zarar vermesi engellenecek olan nüfuzlu kişilerdir.
4. Zekat memurları kimlerdir ve neden zekattan pay alırlar?
İslam devletinde zekât toplamak, bu malları muhafaza etmek, kaydını tutmak ve hak sahiplerine ulaştırmakla görevlendirilmiş resmî memurlardır. Mesailerini bu işe harcadıkları için, zengin bile olsalar emeklerinin karşılığı (maaş) olarak zekât fonundan pay alırlar.
5. Kölelere zekat verilmesinin hikmeti nedir?
İslam, kölelik kurumunu tasfiye etmeyi (ortadan kaldırmayı) hedefler. Özgürlüğünü satın almak için efendisiyle bedel karşılığı anlaşmış (mükâtep) kölelere zekât verilerek, onların hürriyetlerine kavuşması devlet veya toplum güvencesine alınmıştır.
6. Borçlulara zekat verilirken aranan şartlar nelerdir?
Eldeki malı borcunu karşılamayan, iflas eden veya bir hayır işi (örneğin iki aileyi barıştırmak için tazminat ödemek) sebebiyle borçlanıp zorda kalan kişilere, borçlarını kapatacak kadar zekât verilir. Ancak kumar, içki gibi haram yollardan borçlananlara tevbe etmedikçe verilmez.
7. “Allah yolunda olanlar” (Fi Sebilillah) kapsamına kimler girer?
Asli anlamıyla; İslam’ı ve vatanı korumak için cepheye giden, kendi teçhizatını alamayan yoksul mücahitlerdir (askerlerdir). Geniş fıkhî yoruma göre ise; İslam’ı yaymak için çalışan davetçiler, ilim tahsil eden (burs ihtiyacı olan) öğrenciler ve Allah’ın dinini yüceltmek için kurulan hayri faaliyetler de bu kapsama dâhil edilmiştir.
8. Yolda kalmışlara (İbnü’s-Sebil) zekat nasıl verilir?
Memleketinde çok zengin ve mal sahibi olsa bile, yolculuğa çıktığında (veya mülteci durumuna düştüğünde) parası biten, çalınan veya malına ulaşamayan kişilere, memleketlerine dönebilmeleri veya ihtiyaçlarını gidermeleri için yeterli miktarda zekât verilir.
9. Zekat, ayette sayılan 8 sınıf dışında bir yere verilebilir mi?
Hayır, icma ile verilemez. Zekâtın “temlik” (kişinin doğrudan mülkiyetine geçirme) şartı vardır. Bu nedenle doğrudan bireye değil de tüzel kişiliğe/cansız varlıklara (cami inşaatı, yol yapımı, çeşme, kefen parası, ölülerin borcu) zekât fonu aktarılamaz; bunlar genel sadaka ile yapılır.
10. Zekat kimlere verilmez?
Zenginlere, Müslüman olmayanlara (müellefe-i kulub hariç) ve kişinin bakmakla mükellef olduğu “Usûl ve Fürû”suna (Anne, baba, dede, nine, çocuklar ve torunlar) ve eşine zekât veremez. Ayrıca Peygamberimizin soyuna (Ehl-i Beyt/Seyyidlere) zekât almak haramdır. (Kardeş, amca, teyze, hala, dayı gibi akrabalara ise fakirlerse zekât verilebilir ve daha sevaptır).
11. Cami veya okul inşaatına zekat verilir mi?
Mezhep imamlarının büyük çoğunluğuna (icmaya yakın görüşe) göre verilemez. Zekât şahsa (insana) verilir. Ancak o okulda veya yurtta okuyan “fakir öğrencilerin (Fi Sebilillah)” şahsi ihtiyaçları ve yemek/barınma giderleri için öğrenci adına (temlik edilerek) verilebilir.
12. Ayette zekatın “farz” olduğunun vurgulanması ne anlama gelir?
Bu tahsisin (8 sınıfın) insanların inisiyatifinde veya peygamberin şahsi tercihinde değil, doğrudan kâinatın yaratıcısı Allah’ın emri ve anayasası olduğunu ifade eder. Zekâtı vermek zenginin bir “iyiliği” değil, mecburi bir dinî yükümlülüğüdür; bunu inkâr eden dinden çıkar.