Kur'an-ı KerimMâide Suresi Ayetleri

İsrailoğulları, Heveslerine Uymayan Peygamberleri Neden Öldürdü?

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Kur’an-ı Kerim, Mâide Suresi, 70. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler

 

Bir önceki ayette, kurtuluşun evrensel prensiplerini (iman ve salih amel) belirten Kur’an, bu ayette İsrailoğulları’nın tarih sahnesindeki durumunu bir vaka analizi olarak sunar. Bu ayet, onların neden çoğunlukla bu kurtuluş yolundan saptıklarının kök nedenini teşhis eder. Ayet, Allah’ın onlara olan lütfunu iki aşamada hatırlatır:

1) Onlardan sağlam bir söz (mîsâk) alması

2) bu sözü unuttuklarında onlara peş peşe elçiler göndermesi. Ancak, bu ilahi lütfa ve rehberliğe karşı onların sergilediği tutum, manevi sapmanın temel formülünü ortaya koyar: Kendilerine gönderilen peygamberleri ve getirdikleri mesajı, ilahi bir hakikat olup olmadığına göre değil, kendi nefislerinin arzu ve isteklerine (hevâ) uyup uymadığına göre değerlendirmeleri. Nefislerine ağır gelen, hoşlarına gitmeyen her ilahi emri reddetmişlerdir. Bu reddediş ise iki şekilde sonuçlanmıştır: Peygamberlerin bir kısmını yalancılıkla itham etmişler, bir kısmını ise öldürme cüretini göstermişlerdir. Kısacası ayet, ilahi vahiy ile beşeri hevesler çatıştığında, heveslerini tercih eden bir toplumun nasıl nankörlüğün en korkunç çukurlarına yuvarlandığını gözler önüne serer.

 

Ayet-i Kerime

 

Arapça Okunuşu: لَقَدْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ رُسُلًاؕ كُلَّمَا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُهُمْۙ فَر۪يقًا كَذَّبُوا وَفَر۪يقًا يَقْتُلُونَ

Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Celâlim hakkı için biz İsrail oğullarından misak aldık ve onlara Resuller gönderdik, ne zaman nefislerinin hoşlanmadığı bir emir ile onlara bir Peygamber geldiyse bir fırkasını yalanladılar, bir fırkasını da öldürüyorlardı.

Türkçe Okunuşu: Lekad ehaznâ mîsâka benî isrâîle ve erselnâ ileyhim rusulâ(rusulen), kullemâ câehum resûlun bi mâ lâ tehvâ enfusuhum ferîkan kezzebû ve ferîkan yaktulûn(yaktulûne).

 

Dua

 

Ayetin ruhu, nefsin heva ve heveslerine karşı Allah’a sığınma, peygamberlerin yoluna tam bir teslimiyetle bağlanma ve nankörlükten korunma üzerine kuruludur.

  • Nefsin Hevâsından Korunma Duası: “Allah’ım! Bizi, hakikati kendi nefsinin arzularına göre ölçenlerin sapkınlığından koru. Bize, nefsimize ağır gelse bile Senin emirlerine ve peygamberlerinin yoluna tam bir teslimiyetle boyun eğen bir kalp nasip eyle. Hevâmızı, Senin hidayetine tâbi kıl.”
  • Peygamberlere Vefa Duası: “Ya Rabbi! Bize, gönderdiğin bütün peygamberlere iman etmeyi, onları sevmeyi, saygı duymayı ve getirdikleri mesajları can kulağıyla dinlemeyi nasip eyle. Bizi, peygamberlerini yalanlayan veya onlara eziyet eden nankör kavimlerin akıbetinden muhafaza eyle.”

 

Hadisler ve Sahabe Uygulamaları

 

Bu ayette anlatılan “nefse uyma” hastalığının, bu ümmet için de en büyük tehlikelerden biri olduğunu Peygamberimiz (s.a.v) sık sık vurgulamıştır.

  • Önceki Ümmetlerin Yolunu İzleme Tehlikesi: Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki ümmetlerin yollarını karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz. Hatta onlar bir kertenkele deliğine girseler, siz de peşlerinden gireceksiniz.” Sahabeler, “Ey Allah’ın Resûlü! Yahudi ve Hristiyanları mı kastediyorsun?” diye sorunca, “Ya başka kimleri (kastedeceğim)?” buyurmuştur. (Buhârî, Enbiyâ, 50; Müslim, İlim, 6). Bu hadis, ayette anlatılan tarihsel hatanın, Müslümanlar için de bir imtihan ve tehlike olduğunu gösterir.
  • Kur’an’da Zikredilen Örnekler: Kur’an-ı Kerim, İsrailoğulları tarafından öldürülen peygamberlere örnek olarak Zekeriyyâ (a.s.) ve Yahyâ’yı (a.s.) zikreder. Bu olaylar, ayetteki “bir fırkasını da öldürüyorlardı” ifadesinin somut tarihsel gerçeklere dayandığını gösterir.

 

İcma

 

İslam alimleri, bir peygamberi yalanlamanın küfür olduğu ve bir peygamberi kasten öldürmenin, işlenebilecek en büyük günahlardan ve en şiddetli küfür eylemlerinden biri olduğu konusunda icma etmişlerdir. Ayrıca, kişinin kendi arzu ve heveslerini (hevâ), Allah’ın vahyinin ve şeriatının önüne geçirmesinin, sapkınlığın ve dalaletin temel kapısı olduğu hususunda da tam bir görüş birliği vardır.

 

Sünnet-i Seniyye

 

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı, bu ayette kınanan tavrın tam zıddıdır.

  • Hevâya Değil Vahye Tabi Olmak: O’nun hayatının her anı vahyin kontrolündeydi. Kur’an’ın ifadesiyle O, “hevâdan konuşmaz, O’nun konuştuğu ancak kendisine vahyolunandır.” (Necm, 3-4). O, nefsinin isteklerini değil, sadece Allah’ın emrini ölçü alırdı.
  • Eziyetlere Sabır: Kendisine gelen mesajlar, kavminin nefsinin hiç hoşlanmadığı şeylerdi (putların reddi, kabileciliğin reddi vb.). Bu yüzden onu yalanladılar, ona eziyet ettiler ve defalarca öldürmeye teşebbüs ettiler. Ancak O, ayette bahsedilen kavmin aksine, kendisine yapılanlara sabretmiş ve tebliğden asla vazgeçmemiştir.

 

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler

 

  • Sapkınlığın Anahtarı: Hevâ: Bireylerin ve toplumların yoldan çıkmasının en temel sebebi, hakikati değil, kişisel arzu, çıkar ve alışkanlıkları ölçü kabul etmeleridir.
  • Allah’ın Lütfu ve İnsanın Nankörlüğü: Allah, söz alarak ve peygamber göndererek lütfunun en güzelini göstermiş, ancak insan nefsi nankörlükte en kötüsünü sergileyebilmiştir.
  • Peygamberlerin Kutsallığı: Peygamberler, Allah’ın mesajını getiren dokunulmaz elçilerdir. Onları yalanlamak Allah’ı yalanlamak, onlara savaş açmak Allah’a savaş açmak gibidir.
  • Müslüman Ümmetine Uyarı: Bu ayet, sadece İsrailoğulları’nın bir tarihini anlatmaz, aynı zamanda Müslümanlara da bir ayna tutar: “Siz de dininizi, âlimlerinizi ve Allah’ın hükümlerini kendi heveslerinize göre yargılama hatasına düşmeyin!”
  • Söz Vermenin Sorumluluğu: Allah’a verilen “misak” (söz), en büyük sorumluluktur. Bu sözü bozmanın sonucu, manevi bir çöküştür.

 

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı

 

  • Önceki Ayet (Mâide 69): 69. ayet, “salih amel” işleyenlerin kurtulacağını söyleyen evrensel bir ilke ortaya koymuştu. Bu 70. ayet ise, İsrailoğulları’nın çoğunun neden “salih amel” işleyemediğini açıklar. Çünkü salih amelin başı, peygambere itaattir. Onlar ise peygamberleri yalanlayıp öldürerek en büyük “salih olmayan” ameli işlemişlerdir.
  • Sonraki Ayet (Mâide 71): Bu ayet, peygamberleri yalanlama ve öldürme eyleminin arkasındaki psikolojik sebebi açıklar: Kendilerine bir ceza veya fitne gelmeyeceğine dair bir kibre kapılmaları. “Ve sandılar ki bir fitne (imtihan veya ceza) olmayacak. Bu yüzden körleştiler ve sağırlaştılar…” Yani, 70. ayet eylemi anlatırken, 71. ayet o eyleme yol açan kibri ve aymazlığı anlatarak konuyu derinleştirir.

 

Özet

 

Mâide Suresi’nin 70. ayeti, Allah’ın İsrailoğulları’ndan sağlam bir söz aldığını ve onlara sürekli peygamberler gönderdiğini, ancak onların, ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir mesajla bir peygamber gelse, sırf kendi arzu ve heveslerine ters düştüğü için o peygamberlerin bir kısmını yalanladıklarını, bir kısmını ise öldürdüklerini anlatan tarihsel bir tespittir. Bu ayet, ilahi rehberlik yerine kişisel hevesleri ölçü almanın bir toplumu nasıl bir ahlaki çöküşe sürüklediğini gözler önüne serer.

 

Sıkça Sorulan Sorular

 

  1. Ayetin başındaki “mîsâk” (sağlam söz) nedir? Bu, İsrailoğulları’nın Tûr Dağı’nda Hz. Musa aracılığıyla Allah’a verdikleri, sadece O’na kulluk edip emirlerine itaat edeceklerine dair ettikleri yemindir. Kur’an’ın başka yerlerinde bu sözleşme detaylandırılır.
  2. Ayet neden bütün İsrailoğulları’nı suçluyor gibi bir üsluba sahip? Ayet, “içlerinden bir fırka” diyerek eylemi yapanları ayırsa da, bu eylemlerin toplumda genel bir kabul görmesi, sessiz kalınması ve nesiller boyu tekrar eden bir karakter halini alması sebebiyle, üslup genel bir tespit niteliğindedir. Önceki ayetin “içlerinde mutedil bir ümmet de var” demesi bu genelliği dengeler.
  3. “Yalanladılar” fiili geçmiş (kezzebû), “öldürüyorlar” fiili geniş/şimdiki zaman (yaktulûn). Neden? Müfessirler bunu şöyle açıklar: “Yalanlama”, onların geçmişte tamamladıkları ve artık bir alışkanlık haline gelmiş bitmiş bir eylemdir. “Öldürüyorlar” fiilinin geniş zaman kipiyle gelmesi ise, bu korkunç suçu işleme potansiyellerinin ve niyetlerinin devam ettiğini, hatta Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) karşı da suikast planları yaptıklarını ima etmek içindir. Ayrıca bu, olayın vahametini bir film şeridi gibi göz önünde canlandırma amacı taşıyan edebi bir sanattır.
  4. Hevâ (nefsin arzuları) nedir ve neden bu kadar tehlikelidir? Hevâ, kişinin ilahi bir rehberliğe dayanmayan, tamamen kendi bencil arzu, istek, çıkar ve tutkularıdır. Tehlikelidir, çünkü insanı adalet ve hakikatten uzaklaştırır; doğruyu yanlışı kişisel menfaatine göre belirlemesine yol açar.
  5. Bu ayet, günümüz Yahudilerini peygamber katili olarak mı damgalar? Hayır. Ayet, geçmişte atalarının işlediği bir suçu anlatır ve bu zihniyeti eleştirir. İslam’a göre kimse başkasının günahından sorumlu değildir (Vezir Prensibi). Ancak bu ayet, aynı zihniyetin (yani hakkı heveslere göre reddetme) devam etmesi durumunda, o kişilerin de atalarıyla aynı manevi suçu paylaştığına işaret eder.
  6. Bu ayetten Müslümanların çıkarması gereken en önemli ders nedir? Dini hükümleri, alimlerin uyarılarını veya İslam’ın emirlerini, “bu benim nefsime ağır geliyor, hoşuma gitmiyor” diyerek reddetme veya görmezden gelme tehlikesine düşmemektir.
  7. Allah neden onlara sürekli peygamber göndermeye devam etti? Bu, Allah’ın rahmetinin, merhametinin ve kullarına olan lütfunun ne kadar geniş olduğunu, onların isyanına rağmen onlara sürekli bir kurtuluş ve tövbe fırsatı sunduğunu gösterir.
  8. Peygamberleri yalanlamak ile öldürmek arasında nasıl bir ilişki vardır? Yalanlama, inkârın ilk adımıdır. Bu inkârda ileri gidildiğinde, yalanlanan peygamberin varlığı bir rahatsızlık kaynağı haline gelir ve onu fiziksel olarak ortadan kaldırma cüretine yol açabilir. Biri kalbin ve dilin, diğeri ise elin isyanıdır.
  9. Bu ayet, bir önceki ayetteki “salih amel” şartını nasıl açıklar? Peygamberlere itaat, salih amellerin en büyüğü ve temelidir. Peygamberleri yalanlamak ve öldürmek ise en büyük günah ve en bozuk ameldir. Dolayısıyla bu ayet, “salih amel” işlemenin önündeki en büyük engelin nefse uymak olduğunu gösterir.
  10. Ayet neden “her peygamber geldiğinde” değil de “ne zaman bir peygamber gelse” (kullemâ) ifadesini kullanıyor? Kullemâ ifadesi, bir tekrar ve süreklilik bildirir. Bu, onların bu eyleminin bir veya iki kez olan istisnai bir durum değil, nesiller boyu tekrar eden, kökleşmiş bir karakter ve davranış kalıbı olduğunu vurgular.
  11. Peygamberleri yalanlayanlar ve öldürenler ayrı gruplar mıdır? “Bir fırkasını… bir fırkasını da…” ifadesi, kimi zaman aynı insanların bir peygamberi yalanlayıp diğerini öldürdüğünü, kimi zaman da toplum içinde bazılarının yalanlamakla yetinip daha cüretkâr olanların öldürme suçunu işlediğini ifade edebilir. Sonuçta her ikisi de aynı isyanın farklı dereceleridir.
  12. Bu ayet, dinin kişisel bir vicdan meselesi olduğu fikrine nasıl bakar? Bu ayet, dinin kişisel heveslere ve “bana göre doğru” anlayışına bırakılamayacağını, ilahi ve objektif bir ölçüsü (vahiy) olduğunu ve bu ölçüye uymanın zorunlu olduğunu gösterir.
  13. Bu ayetteki tarihi bilgi, Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğuna nasıl delil olabilir? Okuma yazması olmayan bir Peygamberin, geçmiş ümmetlerin tarihsel ve psikolojik karakterini bu kadar derinlikli ve doğru bir şekilde, önceki kutsal metinlerle de tutarlı bir biçimde ortaya koyması, bu bilginin kaynağının ilahi olduğunu gösteren delillerden biri olarak kabul edilir.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu