Hicret Edemeyen Zayıf ve Çaresiz Bırakılmışların Durumu Nedir?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi, 98. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler
Bu ayet, bir önceki ayette hicret etmedikleri için şiddetle kınanan ve Cehennem’le tehdit edilen kimseler için ilahi adaletin ve rahmetin bir tecellisi olarak hemen bir istisna getirir. Önceki ayet, “imkânı olduğu halde” hicret etmeyenleri eleştirmişti. Bu 98. ayet ise, gerçekten “hiçbir çareye gücü yetmeyen” ve “bir çıkış yolu bulamayan” erkekler, kadınlar ve çocuklardan oluşan gerçek mustaz’afları (zayıf ve çaresiz bırakılmışları) bu ağır hükmün dışında tutar. Bu, Allah’ın, kullarını güçlerinin yetmediği bir şeyle sorumlu tutmadığını ve kimin mazeretinin samimi, kiminkinin sahte olduğunu en iyi bildiğini gösteren bir adalet ve merhamet beyanıdır.
Ayet-i Kerime
Arapça Okunuşu: اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلًا
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Ancak gerçekten zayıf ve çaresiz olan, hiçbir yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır.
Türkçe Okunuşu: İllel mustad’afîne miner ricâli ven nisâi vel vildânil lâ yestatîûne hîleten ve lâ yehtedûne sebîlâ(sebîlen).
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Nisa Suresi’nin 98. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet, Allah’ın adaletinin ne kadar hassas olduğunu ve O’nun, kullarının acziyetini ve imkânsızlıklarını gözettiğini öğretir. Mü’minin duası, bu ilahi merhamete şükretmek ve kendisini, gücü yettiği halde görevden kaçanlardan değil, gerçekten mazereti olanların affına nail olanlardan eylemesidir.
İlahi Adalet ve Merhamet Duası: “Ya Rabbi! Senin, kullarına güçlerinin yetmeyeceği bir yükü yüklemediğine ve gerçek mazeret sahiplerini, ihmalkârlardan ayıran adaletine iman ettik. Bu rahmetin için Sana sonsuz hamdolsun. Bizi, gücümüzün ve imkânlarımızın farkında olan, sorumluluktan kaçmak için sahte mazeretler üretmeyen samimi kullarından eyle.”
Zayıflara ve Çaresizlere Yardım Duası: “Allah’ım! Dünyanın dört bir yanında, zulüm altında gerçekten zayıf bırakılmış, hiçbir çareye gücü yetmeyen ve bir çıkış yolu bulamayan erkek, kadın ve çocuk kardeşlerimize yardım eyle. Onların bu acziyetini, onların affına ve rahmetine bir vesile kıl. Bize de, onlara yardım etme ve onların hicretine bir ‘çıkış yolu’ (sebîl) olma gücü ve imkânı ver.”
Nisa Suresi’nin 98. Ayeti Işığında Hadisler ve Sahabe Uygulamaları
Bu ayette bahsedilen “gerçekten zayıf olanlar”, Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından tanınan ve dualarına mazhar olan kimselerdi.
Mekke’deki Mustaz’aflar İçin Dua: Peygamber Efendimiz (s.a.v), hicret edememiş ve Mekke’de müşriklerin zulmü altında inleyen bu “gerçekten zayıf” Müslümanlar için namazlarında özel olarak dua ederdi. Kunut dualarında isimlerini anarak, “Allah’ım! Seleme bin Hişâm’ı kurtar. Allah’ım! Ayyaş bin Ebî Rebîa’yı kurtar. Allah’ım! Velîd bin Velîd’i kurtar. Allah’ım! Mü’minlerin zayıf bırakılmışlarını (mustaz’afîn) kurtar…” diye yalvarırdı. (Buhârî, Tefsîr, Nisâ, 18). Bu dua, ayette istisna edilenlerin kimler olduğunu ve Peygamberimizin onlara karşı ne kadar şefkatli olduğunu gösterir.
Nisa Suresi’nin 98. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz (s.a.v), insanların mazeretlerini değerlendirirken, bu ayetin çizdiği adalet çerçevesine harfiyen uymuştur.
Mazeretleri Kabul Etmesi: Peygamberimiz, kendisine gelip de gerçekten geçerli bir mazeret (hastalık, yaşlılık, fakirlik vb.) sunan hiç kimseyi zor bir görevle yükümlü tutmamıştır. O, insanların gücünü ve imkânlarını en iyi bilen liderdi. İstisnanın Tespiti: Sünnet, kimin mazeretinin samimi, kiminkinin sahte olduğunu ayırt etme basiretini öğretir. Peygamberimiz, vahyin de yardımıyla, kimin gerçekten “çaresiz”, kimin ise tembellik veya korkaklık yüzünden “oturan” olduğunu bilirdi ve muamelesini ona göre ayarlardı. Zayıfların Koruyucusu: Peygamberimizin Medine’de kurduğu toplum, zayıfların ve çaresizlerin korunduğu bir sığınaktı. O, “mustaz’afların” sığınağı ve hamisiydi. Bu ayet, onun bu koruyucu ve şefkatli ahlakının ilahi bir teyididir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Bu ayet, ilahi hukukun adalet ve merhamet dengesini ortaya koyar:
- İlahi Adaletin Hassasiyeti: Bir önceki ayetin sert ve genel hükmünün hemen ardından bu istisnanın gelmesi, Allah’ın adaletinin asla toptancı olmadığını, her bireyin özel durumunu, imkânını ve acziyetini dikkate aldığını gösterir. Bu, “kuru ile yaşı” bir tutmayan, son derece hassas bir adalet anlayışıdır.
- Gerçek Mazeretin Tanımı: Ayet, geçerli bir mazeretin ne olduğunu iki temel şartla tanımlar:
- Güçsüzlük (“lâ yestatî’ûne hîleten”): Hiçbir maddi güce, imkâna veya bir plan yapma becerisine sahip olmamak.
- Yol Bilmemek (“lâ yehtedûne sebîlâ”): Nereye gideceğini, nasıl gideceğini bilememek, bir çıkış yolu veya rehber bulamamak. Bu iki şarttan biri eksikse, yani bir imkân veya bir yol bilgisi varsa, mazeret geçerliliğini yitirir.
- Kapsayıcılık: Ayetin “erkekler, kadınlar ve çocuklar” diye özellikle belirtmesi, bu acziyetin cinsiyet ve yaş ayrımı gözetmediğini ve hükmün herkes için geçerli olduğunu gösterir.
- Sorumluluğun Temeli: “İstitâat” (Güç Yetirebilme): Bu ayet, İslam hukukunun temel bir prensibi olan “sorumluluğun güç yetirmeye (istitâat) bağlı olduğu” ilkesini perçinler. “Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez” (Bakara, 2/286) ayetinin bir başka tecellisidir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
- Önceki Ayet (Nisa Suresi 97. Ayet): Bu iki ayet, bir kanun metnindeki “genel kural” ve “istisna” maddeleri gibidir. 97. ayet, imkânı varken hicret etmeyenlerin cezalandırılacağı şeklindeki genel kuralı koymuştu. Bu 98. ayet ise, “Ancak şunlar hariç…” diyerek, o genel kuralın kimler için geçerli olmadığını belirten istisna maddesini getirir. Bu, bir önceki ayetin yanlış anlaşılmasını önleyen, adaleti tamamlayan bir açıklamadır.
- Sonraki Ayet (Nisa Suresi 99. Ayet): Bu 98. ayet, gerçek mazeret sahibi çaresizlerin “kimler olduğunu” teşhis etti. Bir sonraki 99. ayet ise, bu teşhis edilenlerin “akıbetinin ne olacağını” müjdeler: “İşte, Allah’ın bu kimseleri affetmesi umulur. Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” Böylece, 97. ayetteki tehdit, 98. ayetteki istisna ve 99. ayetteki af müjdesiyle birlikte, konu tam bir adalet ve rahmet dengesi içinde sonuca bağlanmış olur.
Özet:
Nisa Suresi’nin 98. ayetinde, bir önceki ayette hicret etmedikleri için kınanan ve Cehennem’le tehdit edilen kimselerden, gerçekten mazereti olanların istisna edileceği belirtilir. Bu istisna kapsamına girenler; erkek, kadın veya çocuk olsun, gerçekten zayıf ve çaresiz durumda olan, hicret etmek için ne bir maddi güce ne de bir plan yapma imkânına sahip olan ve nereye gideceklerine dair bir yol ve yöntem bulamayan kimselerdir.
Sure ve İlgili Konular Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
- Bir mazeretin “gerçek” olup olmadığına kim karar verir?
- Dünyevi hükümlerde, bunu kişinin beyanı ve durumu esas alınarak İslam mahkemesi veya yöneticiler belirler. Ancak nihai ve en doğru kararı, kalpleri ve gerçek durumları en iyi bilen Allah verir.
- Bu ayetteki istisna, sadece hicret için mi geçerlidir?
- Ayetin doğrudan konusu hicrettir. Ancak ayetten çıkan “güç yetirememenin geçerli bir mazeret olduğu” ilkesi, cihad, oruç, namaz gibi güce bağlı diğer tüm ibadetler için de geçerlidir.
- Çocuklar neden zikrediliyor? Onlar zaten sorumlu değil mi?
- Çocuklar, ergenliğe ulaşmadıkları için dini olarak sorumlu değildir. Ancak burada zikredilmeleri, onlara bakmakla yükümlü olan yetişkinlerin hicret edememe mazeretinin bir parçası olabileceklerini veya kendi başlarına bırakılamayacaklarını göstermek içindir. Ayrıca, zulüm ortamından kurtarılması gereken en masum ve öncelikli kesim olduklarını vurgular.
- “Hiçbir çareye gücü yetmemek” (lâ yestatîûne hîleten) ne demektir?
- Bu, sadece parasız olmak değil, aynı zamanda yolculuk için bir binek bulamamak, yol gösterecek bir rehber edinememek, düşman engellerini aşacak bir plan yapamamak gibi her türlü imkânsızlığı kapsar.
- Bu ayet, Allah’ın adaleti hakkında ne öğretir?
- Allah’ın adaletinin, herkesi aynı kalıba sokan kör bir adalet olmadığını; aksine her bireyin özel durumunu, imkânlarını ve acziyetini dikkate alan, son derece şefkatli ve hassas bir adalet olduğunu öğretir.
- Gerçekten çaresiz olan bir mü’min ne yapmalıdır?
- Elinden gelen hiçbir şey yoksa, kalbiyle niyetini halis tutmalı, bulunduğu yerde sabretmeli, dua etmeli ve Allah’ın bir çıkış kapısı açmasını beklemelidir. Bir sonraki ayetin müjdelediği gibi, Allah’ın affı onlarla beraber olacaktır.
- Bu ayetin bir önceki ayetle birlikte okunmasının önemi nedir?
- İkisini birlikte okumak, İslam’ın dengesini anlamamızı sağlar. Sadece 97. ayeti okursak, din çok sert ve katı görünebilir. Sadece 98. ayeti okursak, herkesin bir mazeret bulabileceği gevşek bir din algısı oluşabilir. İkisi birlikte, sorumluluk ile rahmet, görev ile mazeret arasındaki mükemmel dengeyi kurar.
- Günümüzde “hicret için bir yol bulamamak” ne anlama gelebilir?
- Günümüzde bu, pasaport alamamak, vize engelleriyle karşılaşmak, yolculuk için gerekli maddi imkânlardan tamamen yoksun olmak veya gidilecek güvenli bir ülkenin olmaması gibi durumları kapsayabilir.
- Bu ayet, mü’minlere zayıflara karşı nasıl bir sorumluluk yükler?
- Dolaylı olarak, gücü yeten mü’minlere, bu ayette bahsedilen çaresiz durumda olan kardeşlerine yardım etme, onlara bir “çıkış yolu” (sebîl) olma ve hicret etmelerine destek olma sorumluluğunu yükler.
- Bu ayet, 97. ayetteki münafıkların mazeretini neden çürütür?
- Çünkü 97. ayetteki münafıklar, kendilerini “mustaz’af” olarak nitelendirmişlerdi. Bu ayet ise, gerçek mustaz’afın kim olduğunu tanımlayarak, onların bu iddialarının sahte olduğunu, çünkü onların bir çareye güçlerinin yettiğini veya bir yol bulabildiklerini ima eder.