Savaşta Tarafsız Kalan veya Barış İsteyenlere Nasıl Davranmalı?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi, 90. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler
Bu ayet, bir önceki ayetteki “yakalayın ve öldürün” şeklindeki sert hükmün kapsamını açıklığa kavuşturan, İslam’ın savaş hukukunun ne kadar adil, hassas ve ölçülü olduğunu gösteren hayati bir istisna ve açıklama ayetidir. Bir önceki ayet, İslam toplumuna ihanet eden ve aktif düşmanlık gösteren münafıklara karşı takınılacak tavrı belirtmişti. Bu 90. ayet ise, bu hükmün dışında tutulacak üç grup insanı tanımlar: 1) Müslümanlarla aralarında saldırmazlık antlaşması bulunan bir kavme sığınanlar. Antlaşmanın onuru, onlara sığınanları da koruma altına alır. 2) Ne Müslümanlarla ne de kendi kavimleriyle savaşmaktan kalpleri daralan, bu çatışmadan bunalan ve tarafsız kalmak üzere Müslümanlara gelenler. 3) Müslümanlardan uzak duran, onlarla savaşmayan ve barış teklif edenler. Ayet, bu gruplara karşı asla saldırgan bir tutum sergilenemeyeceğini, çünkü Allah’ın onlara karşı bir yol (savaşma meşruiyeti) vermediğini kesin bir dille ilan eder. Bu, İslam’da savaşın amacının “öldürmek” değil, “saldırganlığı durdurmak ve barışı tesis etmek” olduğunun en net delilidir.
Ayet-i Kerime
Arapça Okunuşu: اِلَّا الَّذ۪ينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْؕ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْۚ فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلًا
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size gelmişlerdir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştir.
Türkçe Okunuşu: İllellezîne yasılûne ilâ kavmin beynekum ve beynehum mîsâkun ev câûkum hasıret sudûruhum en yukâtilûkum ev yukâtilû kavmehum ve lev şâellâhu le selletahum aleykum fe le kâtelûkum, fe inı’tezelûkum fe lem yukâtilûkum ve elkav ileykumus seleme, fe mâ cealallâhu lekum aleyhim sebîlâ(sebîlen).
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Nisa Suresi’nin 90. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet, mü’minin, düşmanlık anında bile adaletten, merhametten ve ahde vefadan ayrılmaması gerektiğini öğretir. Savaşın bile bir hukuku ve ahlakı olduğunu gösterir. Mü’minin duası, bu ince çizgilere riayet edebilen, adil ve basiretli bir kul olabilmektir.
Adalet ve Basiret Duası: “Ya Rabbi! Bize, düşmanlık anında bile adaleti gözeten, dost ile düşmanı, savaşan ile tarafsız kalanı ayırt edebilen bir basiret ver. Bizi, öfkemize yenilip, Senin dokunulmasını yasakladığın canlara ve topluluklara saldıran zalimlerden eyleme. Bize, antlaşmalarımıza sadık kalma gücü ver.”
Barış ve Esenlik Duası: “Allah’ım! Bizi, savaştan kaçınan, çatışmadan kalbi daralan ve barış (selâm) teklif edenlere karşı merhametli ve adil davrananlardan eyle. Biliyoruz ki, onların bu tarafsızlığı da Senin bir lütfundur. Bize, barış kapılarını kapatan değil, barışa ve esenliğe açan bir ahlak nasip et. Senin yolunun, zulüm değil, adalet ve barış yolu olduğunu tüm insanlığa göstermeyi bizlere lütfet.”
Nisa Suresi’nin 90. Ayeti Işığında Hadisler ve Sahabe Uygulamaları
Ayette bahsedilen antlaşmalara sadakat ve tarafsızlara dokunmama ilkeleri, Sünnet’in temelini oluşturur.
Antlaşmalara Sadakat (Ahde Vefa): Peygamber Efendimiz (s.a.v), yaptığı antlaşmalara, Müslümanların aleyhine gibi görünen maddeler içerse bile, sonuna kadar sadık kalmıştır. Hudeybiye Antlaşması, bunun en büyük örneğidir. Bu antlaşmaya göre, Mekke’den kaçıp Medine’ye sığınan bir Müslüman geri iade edilecek, Medine’den kaçıp Mekke’ye sığınan bir mürted ise geri verilmeyecekti. Bu ağır şarta rağmen Peygamberimiz antlaşmayı imzalamış ve uygulamıştır. Bu, “sizinle aralarında antlaşma olan bir kavme sığınanlar”a dokunulmaması emrinin ne kadar kesin olduğunu gösterir.
Tarafsız Kalanlara Muamele: Peygamberimiz, savaşlarda, savaşa katılmayan sivillere, kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve din adamlarına dokunulmasını kesin olarak yasaklamıştır. Bu, ayetin, “sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlarsa” onlara dokunulmaması gerektiği yönündeki evrensel hukuk ilkesinin Sünnet’teki yansımasıdır.
Nisa Suresi’nin 89. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir devlet başkanı olarak, bu ayetin çizdiği diplomatik ve askeri çerçeveye harfiyen uymuştur.
Diplomasi ve Antlaşmalar: Sünnet, İslam devletinin diğer kabileler ve devletlerle antlaşmalar (mîsâk) yapabileceğini ve bu antlaşmalara uymanın dini bir zorunluluk olduğunu gösterir. Peygamberimizin Medine’deki Yahudi kabileleriyle veya Mekkelilerle yaptığı antlaşmalar, onun diplomasisinin birer parçasıdır. Savaş Hukukunun Tesis Edilmesi: Peygamberimiz, cahiliye döneminin yağma ve talana dayalı, kuralsız savaş anlayışını tamamen ortadan kaldırmıştır. Sadece savaşanla savaşmayı, barış isteyene barışla karşılık vermeyi, antlaşmalara sadık kalmayı emrederek, savaşın ahlakını ve hukukunu tesis etmiştir. Bu ayet, bu hukukun temel maddelerinden biridir. İlahi Hikmeti Görmek: Peygamberimiz, bazı grupların tarafsız kalmasını veya düşmanın tamamının birleşmemesini, ayette belirtildiği gibi, Allah’ın bir lütfu olarak görür ve buna göre hareket ederdi. “Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı” ifadesi, onun tevekkülünün ve olayların ardındaki ilahi hikmeti görme basiretinin bir yansımasıdır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Bu ayet, İslam’ın savaş ve barış hukukunun temel ilkelerini ve adalet anlayışını ortaya koyar:
- Hukukun Üstünlüğü ve Ahde Vefa: Ayet, antlaşmaların kutsallığını ve hukukun, savaş arzusundan daha üstün olduğunu öğretir. Bir toplulukla yapılan antlaşma, onlara sığınan düşman unsurlarını bile koruma altına alır. Bu, uluslararası ilişkilerde güvenin ve sözün ne kadar önemli olduğunu gösterir.
- Savaşın Gerekçesi: Saldırganlık: Ayet, savaşmanın temel meşruiyet gerekçesinin “saldırganlık” olduğunu açıkça ortaya koyar. “Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlarsa… Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştir.” Yani, bir topluluğun inancı veya kimliği, onlara savaş açmak için bir sebep değildir. Asıl sebep, fiili olarak savaşmaları ve saldırmalarıdır.
- Tarafsızlık Hakkına Saygı: İslam, çatışmanın ortasında kalmış, ne o tarafa ne bu tarafa bulaşmak istemeyen, savaştan “kalbi daralan” insanların bu insani durumuna saygı gösterir ve onların tarafsızlık hakkını tanır.
- İlahi İrade ve Rahmet: “Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı” ifadesi, mü’minlere bir hatırlatmadır: Düşmanlarınızın tamamının birleşmemesi veya bazı grupların tarafsız kalması, sizin gücünüzden değil, Allah’ın bir rahmeti ve lütfudur. O halde, Allah’ın size savaşmadığı bu gruplara saldırarak, O’nun bu lütfuna nankörlük etmeyin.
- Adaletin Hassasiyeti: Bir önceki ayetin sert hükmünün hemen ardından bu kadar detaylı istisnalar getirilmesi, İslam hukukunun ne kadar hassas olduğunu, asla toptancı bir yaklaşıma izin vermediğini ve masum ile suçluyu, savaşan ile savaşmayanı ayırmada son derece titiz davrandığını gösterir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
- Önceki Ayet (Nisa Suresi 89. Ayet): Bu ayet, 89. ayetin doğrudan bir istisnası ve açıklamasıdır. 89. ayet, “Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve öldürün” diyerek, aktif düşmanlık ve ihanet halindeki münafıklara karşı uygulanacak hükmü bildirmişti. Bu 90. ayet ise, “Ancak şunlar hariç…” diye başlayarak, kimlerin bu hükmün dışında tutulacağını açıklar. Bu, 89. ayetteki emrin mutlak ve sınırsız olmadığını, belirli şartlara bağlı olduğunu gösterir.
- Sonraki Ayet (Nisa Suresi 91. Ayet): Bu 90. ayet, “samimi olarak” tarafsız kalanları ve antlaşmalılara sığınanları istisna etmişti. Bir sonraki 91. ayet ise, “sahte” tarafsızları, yani ikiyüzlü davrananları deşifre eder: “Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. (Ama) fitneye her çağrıldıklarında onun içine başaşağı dalarlar.” Ayet, bu sahte tarafsızların, eğer savaştan el çekmezlerse, 89. ayetteki hükme dahil olacaklarını bildirir. Böylece, 89, 90 ve 91. ayetler, münafıklar ve onlarla ilişkili gruplar hakkında son derece detaylı bir hukuk ve siyaset çerçevesi çizer.
Özet:
Nisa Suresi’nin 90. ayetinde, bir önceki ayette bahsedilen ve düşman olarak muamele edilmesi emredilen münafıklara yönelik hükümden kimlerin istisna edileceği açıklanır. Buna göre, Müslümanlarla antlaşması olan bir topluluğa sığınanlar; ve ne Müslümanlarla ne de kendi kavimleriyle savaşmaktan kalpleri daralıp tarafsız kalanlar bu hükmün dışındadır. Ayet, eğer bir topluluk savaştan çekilir ve barış teklif ederse, onlara karşı saldırgan bir tutum sergilemek için Allah’ın hiçbir meşru yol bırakmadığını kesin bir dille belirtir.
Sure ve İlgili Konular Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
- Bu ayet, İslam’ın savaş hukukunun temel ilkelerinden midir?
- Evet. Antlaşmalara bağlılık, tarafsızlara dokunmama ve barış teklifini kabul etme, İslam savaş hukukunun en temel ve evrensel ilkelerindendir.
- “Kalpleri daralan” kimseler kimlerdir?
- Bunlar, iki ateş arasında kalmış kimselerdir. Kendi kavimleri Müslümanlara düşman olduğu için onlarla birlikte savaşmak istemezler, ancak Müslümanlara karşı da savaşmak istemezler. Bu vicdani ve ahlaki ikilem içinde bunalmışlardır. İslam, onların bu durumuna saygı gösterir.
- Bir antlaşma, düşmanı korur mu?
- Evet. Eğer Müslümanlar bir toplulukla saldırmazlık antlaşması yapmışsa, o antlaşmanın şartlarına uymak zorundadırlar. Düşman bir unsur, o antlaşmalı topluluğa sığınırsa, antlaşmanın bir gereği olarak onlara dokunulmaz.
- “Barış teklif ederlerse” ifadesinin şartları nelerdir?
- Bu barış teklifinin samimi olması ve saldırganlığın fiilen durması gerekir. Bir sonraki ayette anlatılacağı gibi, barış teklif edip gizlice düşmanlık edenler bu kapsamın dışındadır.
- Bu ayet, günümüz uluslararası hukuku için bir mesaj içerir mi?
- Evet. Antlaşmaların bağlayıcılığı (pacta sunt servanda), tarafsızlık statüsüne saygı ve sivillerin korunması gibi ilkeler, günümüz uluslararası hukukunun da temel taşlarındandır. Ayet, bu evrensel hukuk ilkelerini 1400 yıl önce tesis etmiştir.
- Allah’ın “onları size musallat kılmaması” bir nimet midir?
- Evet. Ayet bunu açıkça belirtir. Düşmanların tamamının birleşmemesi veya bazı grupların savaşa girmemesi, Allah’ın mü’minlere bir lütfudur. Bu lütfa şükür ise, o gruplara saldırmayarak ve adaleti gözeterek olur.
- Bu ayet, savaş esirlerine nasıl muamele edileceğine dair bir ipucu verir mi?
- Doğrudan esirlerden bahsetmese de, ayetin genel ruhu, savaşmayan ve barış isteyen unsurlara karşı merhametli ve adil olmayı emreder. Bu ruh, esir hukukunun da temelini oluşturur.
- Bu istisnalar, İslam’ın gücünün bir göstergesi midir, zayıflığının mı?
- Adalet ve merhamet, her zaman gücün göstergesidir. Zayıf olan, önüne gelen herkese saldırma ihtiyacı duyar. Güçlü olan ise, dost ile düşmanı, savaşan ile savaşmayanı ayırt edebilir ve hukuk çerçevesinde hareket edebilir. Bu ayetler, İslam’ın kendine olan ahlaki ve hukuki güvenini gösterir.
- Bu ayetler neden bu kadar detaylı?
- Çünkü can ve mal dokunulmazlığı İslam’da çok önemlidir. Savaş gibi, bu dokunulmazlıkların istisnai olarak kalktığı bir durumda, kimin canına dokunulup kimin dokunulmayacağının en ince detayına kadar belirlenmesi gerekir ki, asla haksız yere kan dökülmesin.
- Bu ayetin ana mesajı nedir?
- Savaş, kör bir şiddet eylemi değildir; hukuka ve ahlaka tabidir. Saldırmayan, antlaşmaya sığınan ve barış isteyen kimseye dokunulmaz. Mü’minin görevi, intikam peşinde koşmak değil, adaleti tesis etmektir.