Hz. Azrail (A.S.): Ölüm Meleği ve Ruhların Emanetçisi
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Giriş: Hayatın Kaçınılmaz Gerçeği ve İlahi Emanetçi
İnsanlık tarihi boyunca felsefenin, sanatın ve dinin en temel meselesi olan ölüm, İslam inancında bir son değil, ebedî bir aleme geçiş kapısıdır. Bu kapıda bekleyen ve her canlı için takdir edilmiş olan o nihai anda görevini yerine getiren büyük melek ise Hz. Azrail’dir. Adı genellikle bir ürperti ve korkuyla anılsa da onun vazifesi, bir sonlandırıcıdan çok, fani bedendeki ruh emanetini asıl Sahibine teslim eden güvenilir bir elçiliktir.
Hz. Azrail, ne bir an önce ne de bir an sonra, sadece Allah’ın belirlediği “ecel” geldiğinde O’nun emriyle hareket eden, mutlak itaat sahibi bir melektir. O, adaletin tecellisinde son perdeyi açar; çünkü onun gelişi, kişinin dünyadaki amellerine göre şekillenir. Mümin için bir rahmet ve vuslat habercisi iken, zalim ve inkârcı için çetin bir hesabın başlangıcıdır. Bu yazıda, “Ölüm Meleği”nin Kur’an ve Sünnet’teki yerini, görevini nasıl yerine getirdiğini ve ona dair yanlış anlaşılmaları ele alarak, bu ilahi vazifenin ardındaki hikmeti anlamaya çalışacağız.
1. İsmi ve Kur’an’daki Yeri: Melek’ül Mevt
Diğer üç büyük meleğin aksine, “Azrail” ismi Kur’an-ı Kerim’de veya sahih hadislerde geçmez. Bu isim, daha çok İslam kültürüne Yahudi ve Hristiyan kaynaklı rivayetlerden (İsrailiyat) girmiş ve zamanla yaygınlaşmıştır. Kur’an-ı Kerim, bu görevli melekten bahsederken özel bir isim yerine, onun görevini tanımlayan bir sıfat kullanır: “Melek’ül Mevt” (Ölüm Meleği).
“De ki: ‘Size vekil kılınan (görevlendirilen) Ölüm Meleği (Melek’ül-Mevt), canınızı alacak, sonra da Rabbinize döndürüleceksiniz.'” (Secde Suresi, 32/11)
Bu ayet, görevin tek bir sorumlu melek tarafından yönetildiğini açıkça ifade eder. Bununla birlikte, başka ayetlerde ruhların alınması eylemi çoğul sigasıyla “elçilerimiz” (rusulunâ) ifadesiyle anılır:
“Nihayet birinize ölüm geldiği zaman, elçilerimiz (melekler) onun canını alırlar ve onlar görevlerinde kusur etmezler.” (En’âm Suresi, 6/61)
Tefsir alimleri bu iki ifadeyi birleştirerek, Hz. Azrail’in (Melek’ül-Mevt) ruhları almakla görevli meleklerin lideri ve amiri olduğu, emrinde çalışan yardımcı meleklerle birlikte bu görevi yürüttüğü sonucuna varmışlardır.
2. Görevi: Ruhları Kabzetmek ve Çalışma Prensibi
Hz. Azrail’in tek görevi, eceli gelen canlının ruhunu bedeninden ayırıp almaktır. Bu işlem, kişinin imanına ve amellerine göre iki farklı şekilde tezahür eder. Emrindeki yardımcı melekler de bu iki duruma göre özelleşmiştir: Rahmet Melekleri ve Azap Melekleri.
- Rahmet Melekleri: Bunlar, müminlerin ruhunu almakla görevlidir. Nâziât Suresi’nde geçen “Yumuşaklıkla çekenlere” (en-Nâşiât) ifadesinin bu melekler olduğu yorumlanır.
- Azap Melekleri: Bunlar ise kâfirlerin ve zalimlerin ruhunu almakla görevlidir. Yine Nâziât Suresi’ndeki “Söküp çıkaranlara” (en-Nâziât) ifadesiyle onlara işaret edilir.
Hz. Azrail’in tek bir melek olarak dünyanın farklı yerlerinde aynı anda ölen sayısız canlının ruhunu nasıl aldığı sorusu, bu yardımcı melekler sistemiyle açıklanır. Onun için mekân ve zaman kavramları bizim anladığımız gibi değildir. Bütün dünya, onun önündeki bir tepsi gibidir ve o, emrindeki ordusuyla Allah’ın emrini anında yerine getirir.
3. Müminin ve Kâfirin Ölüm Anı: İki Farklı Veda
Hadis-i şerifler, ölüm anının nasıl gerçekleşeceğini son derece canlı ve ayrıntılı bir şekilde tasvir eder. Bu tasvir, Hz. Azrail’in gelişinin kişinin ameline göre nasıl farklılaştığını gözler önüne serer.
Müminin Vefatı: Eceli gelen mümin kula, Hz. Azrail ve beraberindeki Rahmet Melekleri, göz alıcı, parlak yüzlerle ve yanlarında Cennet’ten getirdikleri ipekten, mis kokulu kefenlerle gelirler. Hz. Azrail, vefat edecek kişinin başucuna oturur ve ona en nazik üslupla seslenir:
“Ey güzel (mutmain) ruh! Allah’tan bir bağışlanmaya ve hoşnutluğa doğru çık!”
Bunun üzerine ruh, su tulumunun ağzından bir damlanın süzülüverdiği gibi, kolayca ve huzurla bedenden ayrılır. Rahmet Melekleri ruhu hemen teslim alır, o mis kokulu kefenlere sararlar. O ruhtan yayılan güzel koku, yeryüzündeki en güzel miskten daha hoştur. Melekler o ruhu alıp göğe yükseltirler. Her gök katmanındaki melekler, “Bu güzel ruh kimindir?” diye sorarlar. Yükselten melekler, “Bu, falan oğlu falandır” diyerek onu dünyadaki en güzel isimleriyle tanıtırlar. Sonunda ruh, Allah’ın huzuruna çıkarılır ve “İlliyyîn” denilen şerefli makama kaydedilir.
Kâfirin veya Zalimin Ölümü: Eceli gelen kâfir veya facir bir kula ise, Hz. Azrail ve Azap Melekleri, korkutucu, karanlık yüzlerle ve yanlarında Cehennem’den getirdikleri katran kokulu, kaba saba bir giysiyle gelirler. Hz. Azrail, kişinin başucuna oturur ve sert bir sesle kükrer:
“Ey habis (kötü) ruh! Allah’ın gazabına ve öfkesine doğru çık!”
Bu hitap üzerine ruh, bedenin içinde korkuyla oradan oraya kaçışır, çıkmak istemez. Azap Melekleri, ıslak yünün içinden dikenli bir dalı çeker gibi, ruhu bedenden şiddetle ve acı vererek söker alırlar. Ruhu o kötü kokulu giysiye sararlar. Ondan yayılan koku, yeryüzündeki en pis leş kokusundan daha kötüdür. Melekler o ruhla göğe yükselirken, her gök katmanındaki melekler, “Bu pis ruh kimindir?” diye sorarlar. “Bu, falan oğlu falandır” diyerek en kötü isimleriyle anılır. Gök kapıları ona açılmaz ve ruh, “Siccîn” denilen en aşağı tabakaya atılır.
Bu iki sahne, Hz. Azrail’in bir cellat değil, kişinin dünyadaki filminin sonucunu kendisine gösteren ilahi bir memur olduğunu kanıtlar.
Sonuç: Emanetin Sadık Bekçisi
Hz. Azrail (A.S.), dört büyük meleğin son halkası olarak, dünya sahnesinin perdesini her bir birey için kapatan, ancak ebediyet sahnesinin perdesini açan ilahi görevlidir. Ondan korkmak yerine, onun gelişine hazırlıklı olmak İslam’ın temel hedeflerindendir. Çünkü o, Allah’ın mutlak adaletinin ve vaadinin bir tecellisidir. Her canlının ruhunu, yaratıldığı temiz fıtrat üzere mi yoksa dünyada kirlettiği haliyle mi teslim alacağını belirleyen, yine canlının kendi iradesiyle yaptığı seçimlerdir.
Ona iman etmek; hayatın bir emanet, ölümün ise bu emaneti sahibine teslim etme vakti olduğunu bilmektir. Bu şuurla yaşayan bir mümin için Ölüm Meleği’nin gelişi, korkulan bir son değil, sevgiliye (Allah’a) kavuşmayı sağlayan bir “şeb-i arûs” (düğün gecesi) müjdecisidir. Böylece dört büyük meleğin hayatına dair bu yolculuk, vahyin inişinden (Cebrail), dünyanın işleyişine (Mikail), her şeyin son bulmasından (İsrafil) ruhun asıl sahibine dönmesine (Azrail) kadar hayatın ve ölümün ilahi bir düzen içinde olduğunu bizlere göstermiş olur.